Roman – 7

  • Doktor bey durun!
  • Ne oldu Ziynet Hanım
  • Lütfen alçıları sökün! Vazgeçtim.
  • Ne diyorsunuz, ameliyata girmek üzereyiz!
  • Doktor bey, lütfen derhal alçıları sökün.

Haxan olup biteni büyük bir şaşkınlıkla izliyordu. Başında anlamadığı şeyin, sonuna da anlam yüklemekte zorlanıyordu. Annesi zaten onu haftalarca dil dökerek, bin bir vaatle ikna etmeye çalışmıştı. O da annesinin kararlığını gördüğünde tamam deyivermişti. Annesi nasıl karar vermişse bu ameliyat için gün almıştı.

Haxan’da doğumdan gelmiş, üç binde bir görülen, tıbbın sendrom dediği ama sendrom gibi de görünmeyen bir durum söz konusuydu. Ayak parmaklarının başparmak yanındaki iki parmağı her iki ayağında da bitişik haldeydi. Haxan bunu doğduğundan beri kendinde olduğunu, şuuru geldiğinden beri biliyordu. İnsanların şaşkın bakışlarına ve gülme olasılıklarına karşı yaz kış çorap çıkarmama adeti ayaklarındaki bitişik kardeşlerin ürünüydü. Sıklıkla babası, kendi babası Haydar’da da bu durumun olduğunu hatırlatır, hatta annesi kendi ailesinde de bu durumun görüldüğünü söylerdi.

Fakat henüz 5-6 yaşlarındayken, uzaktan bakıldığında yürüyüş stilinden fark edilen Haxan için annesi ameliyat kararı vermişti. Ayakları bileklerine kadar alçılıyken ve tam da ameliyathaneye girerken annesi karar değiştirmişti.

Haxan; üzerindeki bu nişanın, ileride hayatının neredeyse tamamını etkileyecek olan karizmatik kişiyle aynı kardeşlik nişanı olmasıyla içten içe övünecek ve bu kararı alması sebebiyle annesine medyun olacaktı.

Haxan

            Almanya’nın her mevsimi bir başka güzeldir. Haxan’ın ruhunda sonbahar bir başka görünürdü. Sonbahar illa ki bu âşık olduğu şehrin yakasında bir bronş gibi durmalıydı.

Ziynet; yetmişli yılların tam da ortasında kuzeyin de en soğuk olduğu ayda bebeğini dünyaya getirmişti. Alman bir ebenin ellerinde sallanan çıplak vücuduyla bebek, Ziynet’e şaşkın bir şekilde bakıyordu ve neden sonra, bir küçük kıç şamarıyla bilmem kaç bininci ağlamasının ilkine imza atacaktı. Almanların ‘schwarzkopf’ diye hemen isim verdikleri bu bebek için, anneden hediye ve bahşiş sırasına girmişlerdi. Hüseyin’in sevincine diyecek yoktu, hastane koridorlarında başarılı Türk profiliyle müftehir yürüyor, önüne gelene sevgisini belli edecek bahşişler takdir ediyordu.

Ziynet’in ellerinde isimsiz bebek henüz gözlerini açamıyor, açsa da bakış kaçırıyordu. Sıkı sıkıya kontrolleri ve hazırlıkları yapılan bebek artık anneye verilmişti. Müthiş bir sevgi yayıldı annenin kalbine, bu Metin’de olmamış bir şeydi. Bu sevgi veya adını tam koyamadıkları tutkalımsı his ailenin önceden tasarladıkları tüm planları da iptal ediyordu, bunu aile henüz bilmese de. Ziynet hemen devresi günlerde başlayacağı işin telaşında, baba ise onu bekleyen onlarca lüzumsuz işlerin zihnini meşgul etmesiyle mücadele veriyordu.

  • Kime benziyor Hüseyin?
  • …………..

Yalan konuşamayan bir tipti Hüseyin. Elleriyle kavradı bebeği. Ne ağlıyor ne gülüyor ne de yüze bakıyordu. Binlerce yıldır devam eden maceranın, kendi payına düşmüş olanını yaşamaya gelmiş olan bir yolcunun henüz erkenden belirmiş bir endişesi vardı sanki bebeğin yüzünde. Hüseyin’in zihninde birbirini kovalayan otuz tavşanın tam ortasında duran belirsiz silüet olarak belirdi bir anda bebeğin yüzü.

  • Elbette annesine benziyor, dedi anne ve el çabukluğuyla Hüseyin’in elinden hızlıca alıverdi. Bunu bir kez daha yapacaktı…ama daha çok vardı ikincisine.
  • …………
  • Hüseyin!
  • Hüseyin, bebeğin ayak parmakları bitişik.
  • Nasıl ya! Komik olma, bir göstersene şöyle hele.

Almanların itinayla sarmakta kullandığı üzerinde çizgi roman kahramanlarının olduğu havlunun alt kısmını araladı anne. Hüseyin şaşkınlıkla baktı. Minicik ayaklarından sağdakini avuçlarının içine aldı, baş parmağıyla işaret parmağını kullanarak mini mini parmakları birbirinden sanki ayırabilecekmiş gibi sündürdü. Bebek memnun olmadığını belirten bir refleks verdi. Evet bitişikti, sağdakinde çok daha belirgindi. Neydi ki şimdi bu anomali yani! Umarım başka sıkıntıyı tetiklemezdi bu diyerek bebeği annesine verecekti ki, baş hemşire elinde bir tomar prosedür kağıtlarıyla içeri daldı.

  • Herr Hüseyin, Dâme Ziynet!

Birbirlerine baktılar. İnsanın özel hayatında yaşadığı her ne varsa olumlu olumsuz, sosyal hayatın içinde başka renk ve desene bürünürdü. Bir anda musmutlu aile formatına girdiler karı-koca.

  • Bebeğinizin kilosu normal, kan değerlerinde de farklı bir şey beklemiyoruz. Ayak parmaklarını görmüş olmalısınız. Endişe etmeyin, tıpta buna ‘sindaktili’ deniyor. Endişe edecek bir durum yok. Karar verildiğinde basit bir ameliyatla normal haline getirilebilir.
  • …………………
  • Bebekle ilgili resmi prosedürleri başlatmak için sizlere birkaç soru sormak istiyorum.
  • Jawoll, Shwester. (tabi hemşire hanım) dedi Hüseyin.
  • İlk bebeğiniz mi?
  • Hayır dediler ikisi birden.

Böylesi sözbirliğini görünce, bugün kolay geçecek, bir göçmenin daha paradokslarıyla uğraşmak zorunda kalmayacağım diyen hemşirenin tebessümündeki sevinç belirtisi düzgün dişlerini ortaya çıkarıverdi.

  • Ne kadar zaman evlisiniz?
  • ……………
  • Bebeğimizin ismi nedir?
  • ……………
  • Bebeğimizin soy ismi nedir? Nasıl yazılıyor?
  • ……………

Karşısındaki çift tuhaf davranıyordu. Sorulan hiçbir soruya ne evin erkeği ne de kadını cevap verebilmişti. Bir kez daha yineledi soruları. Yok cevap vermiyorlardı. Alman disiplini belirdi bir anda odada… Hemşire, yine mi! iç çekmesiyle odadan çıkması bir oldu.

Site Footer