Bremen II – hasan safyürek

Bremen II

……………………………………………………….

Bremen’den Bremen’i yazmak tarifsiz bir keyif…

Yaşlıların zindeliği bu coğrafyada hâlâ devam ediyor. Zinde göründüler gözüme. Almanya’da, 80 yaşı erkekler için 70 ise kadınlar için artık yaşlanmanın başladığına ikna olmaya başladıkları yaş olarak kabul edildiğine dair bir söylenti duymuştum, şimdi sözün kaynağı aklıma gelmiyor. Tavizsiz yürüyüş ve spor yapmaya çalışmaları, erken uyuma adetleri, gece yemek yemeyi tercih etmemeleri, sade filtre kahveyi tercih etmeleri, sosyal aktivite ve özellikle canlı müzik dinleme gibi keyif veren sanatsal gayretlerinin olması, dünyanın başkaca ülkelerini gezmeleri, arkadaşlıklarını canlı tutmaları, kaliteli yaşam olgusuna çok önem vermeleri aklıma gelen belirleyici unsurlar…

Bremen’de, bir kafe’de üç beş kişi oturmuş ve sessiz bir şekilde sadece telefonlarıyla ilgilenen atelet grupları neredeyse hiç görmedim.

Örnek bir Alman aile profili; erkek 50’li yaşlarında kadın 40’larda, bir oğlu ve bir kızları var, onlar da 10’larında henüz. Bu aile prototipini bir Kafe’de, Park’ta ve bir sokak yürüyüşünde görebilirsiniz.

Sigara içme ve burnunu sesli bir şekilde temizleme adetlerinde hâlâ bir değişme yok. Resmi verilere göre Almanya; dünyada en çok sigara içen 40 ülkeden biri, %28 içen oranıyla ile 36. sırada. Almanya, kendi gelişmişlik ve kültürel faktörleriyle orantılandığında bunun pek makul bir açıklaması yok gibi. Hastalıkları da tetikleyen bir yönü de var bu alışkanlığın, ilk üç ölüm sebebi olarak Almanya’da Kardiyovasküler sistem, kanser ve solunum sistemi hastalıkları geliyor.

Eski Bremen’in hâkim ana cadde ve bazı sokaklarında gravit çalışmalarını; duvarlara ve ilan panolarına yapıştırılmış ve artık yıllanmış duvar ilanlarını görmeniz olası. Fakat bir ayrıntı var, neredeyse ilanların tamamı kültürel ve sosyal aktivite duyurularından oluşuyor. Artık bu ilan duvarlarının şişkin ve kabarık durması, üst üste yapıştırılmış duyuruların ve aktivitelerin de çokluğuyla ilgili de bir latif veri oluyor.

Sık sık kahvecilerde nefes almaya çalıştım. Bremen’in kahvesi özel değil ama tat mekanla-şehirle birleşince, en kaliteli ve pahalı kahvecilerde bile o tat bulunamaz oluyor. Bazı kahvecilerde aylık abone hizmeti gördüm. 14,90 Euro’ya bir ay boyunca siyah kahve (Schwartze Kaffee) içebiliyorsunuz. Yaygın ismiyle Long Black, Coffee Americano kahvesi yani. Çok cazip geldi aslında.

Bremen’de bisiklet kullanımı, göze hoş gelen bir gelenek olarak hala devam ediyor. Avrupa stili ince tekerli; daha çok önden sepetli, vitessiz ve alabildiğince renkli bisiklet tercihleriyle şehrin her yanında, yollarda, kullanılırken veya park edilmiş kilitli dururken görebilirsiniz. Sokaklarda onlarca bisikleti, kilitsiz bir şekilde bırakılmış ve havanın da etkisiyle hemen paslanmaya başlamış halde görmeniz de olası. Bu işlerin uzmanı olanlar, bisikleti incelediklerinde ne kadar zamandır orada dokunulmadan beklediğine dair bir fikir edinebilirler. Uzun süredir orada oldukları çok belli.

Bremen’de arabasız yaşamak mümkün. Şimdi bir de şehirde scooter ve elektrikli bisikletler de yaygınlaşmış. Kahvemi yudumlarken, az önce narin bir hanımefendi, önünde sarı selesi olan minik elektrikli bisikletini duvar yakınına park edip gitti. Kilitlediğini göremedim veya kilitlediyse de sanki tam seçemediğim sokağa nazır düşük kodlu bir evin ince demirlerine kildi takmış olabilir.

Yağmur; Rahmet isminin yeryüzündeki her varlığın başını okşayan tatlı damlacıklarsa eğer, Bremen o zaman çok şanslı. Buralarda mevsimlere bağlı bir düzen olsa da her gün her an yağış ihtimali var. Yıllık 120 gün yağmur yağıyor ve (herhalde m3’e olabilir) yıllık 675 mm yağmur düşüyor. Ve yine yıllık sadece 1595 saat güneş görülüyor Bremen’de, sıcaklık ortalaması (yıllık) 11 °C. Bu satırları kaleme aldıktan hemen sonra az önce bahsettiğim park edilmiş bisikletin yanına gittim. Sağlam ve zor kırılabilir bir kilitle bağlanmış olduğunu gördüm, fazla iyimserlikmiş benimkisi.

Obez bireylere çok rastlamadım Bremen’de. Görüşünüşleri itibariyle sağlıklılar. Buranın kendine has diyebileceğimiz menüsünde balık var. Eyalet olarak da denize kıyısı olması balığı daha da tercih edilir kılıyor.

Hazmedilmiş çokkültürlülüğe güzel bir örnek. Evimizin hemen birkaç sokak ötesi.

Almanya şimdilik; halen kendine ait kültürel ve tarihi kodlarının üzerinden gelen medeniyetini yaşama azminde fakat bu uzun sürmeyecek gibi görünüyor. Avrupa’nın göçmenler noktasında çalkalanıyor olması, düzenli göçmen sayıları ve kalifiyesi, göç etmiş bireylerin dil ve kültür entegrasyonunun ardından hayatın neredeyse her kademesinde etkin yer alıyor olmaları, son 6 yılda aldığı göçmen kalifiyesinin ve onların entegrelerinin beklenenin çok hızlı olması, iddia ettiğim değişimi tartışmasız hale getiriyor. Fütüristler bu konuda çok şey demişlerdir, diyeceklerdir ama kendimce kanaatim şu ki: Almanya en az 10-15 sene içerisinde büyük sürprizlere gebe. Kültürel yozlaşmalar, Z ve Alpha kuşaklarındaki var olduğu düşünülen uyum problemleri ve yerkürenin herc-ü mercine rağmen Almanya bana göre sosyokültürel anlamda ve özellikle din-aydınlanma noktalarında bir büyük aydınlığa gebe.

_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _

Az önce Google haritadan yerime baktım. Yolculuk yaptığım tren hızlıca Bremen’den uzaklaşıyor. Yazının başındaki ifademle çelişmemek için yazıyı burada bitirmek zorunda kalıyorum.

Bulutlarını çektim gözlerimin irisine

Kokusunu sindirdim tenime,

Öyle çıktım…

Bremen

Uzaktan izlemek; Numan Bin Sabit gibi, doymadan ayrılmak Ahmet Kaya gibi ve gözleri kendinden sürmeli uzaktaki sevdiğim gibi doyamamak ve hep özlemek, göbek bağını bir türlü kesemediğin yerlere…

 

Uzaktan uzağa Bremen’in artık yel değirmenlerini görebiliyorum. Devâsa, un değil ürünü, ama olsun gözüme öyle göründü. El sallıyorlar uzaktan uzağa!

Bremen; bir ‘gettoya’ girme çabası taşımayan veya giremeyen, sesinin soluğunun unutulmasını, hatta varlığının başkalarınca meçhul hale gelmesini isteyenler için ideal bir şehir. Sadece birkaç odalı bir eski Bremen evinde, okumak, yazmak, düşünmek, düşünmek ve yine düşünmek, iyi olurdu belki. Ev ‘kiralık’ da olabilir!… Kim bilir belki her şeyin sahibi yaratıcıya daha da yaklaştırır. Bir tercih bu, içinde huzur ve sükûnetin var olduğu. ”

 

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer