Cristiano Ronaldo, iki yıl önce kimilerine göre dünyanın bir veya iki numaralı futbolcusuyken bugün artık, belki de beşinci, kimilerine göre 20. 30. sırada yer alan futbolcusu. Ama kazandığı parayla da olsa, futbol dünyasının en tepesine yerleşmeyi bir kez daha başarmış görünüyor.
Hayatımıza girdiğinde zaten bir Ronaldomuz vardı. Çoğu kişi onu çakma Ronaldo olarak tanımlardı, aşağılardı ve ismi yüzünden pek de sempatik bakmazdı. Çalıştı çabaladı, dünyanın değişik liglerinde başarı üstüne başarı kazandı, ülkesinin milli takımını Avrupa Şampiyonu yaptı.
Doğu dünyasına girişi ise bu başarısından bağımsız. Bir İsrail takımı ile yaptıkları maçta, formasını İsrailli oyuncuya vermeyerek ve Filistin’e destek verdiğini açık açık belli etti. Hikayesi de şu; Portekiz’de, Filistinli bir arkadaşı varmış ve kendisini Filistinlilerin İsrailler tarafından baskı altında tutulduğunu anlatmış ve bu yüzden doğrunun yanında olma isteğiyle Siyonist karşıtı bir tavır alarak ve bu tavrını bugüne taşıyarak bir çok futbolcunun hayalinde görmesi mümkün olmayan paralar kazanmasına vesile olacak bir sözleşmeye imza attı birkaç ay önce.
Aslına bakarsanız Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve futbol dünyasına yakın zamanlarda ama sağlam adımlarla giriş yapan Katar’da, liglere transfer edilen futbolcuların sadece iyi oynayan futbolcular olması değil, maç sevinci sırasında secde etmesi veya İslam dünyasının hassas olduğu noktalarda fikir beyan etmesi önemli rol oynuyordu.
Ronaldo (tabii ki bu fenomen Ronaldo değil, bazı noktalarda onun bile şöhretini geçen artık bizim Ronaldo dediğimiz Cristiano Ronaldo) her zaman Messi ile mukayese edildi. Zaten rakip olarak uzun süre La Liga’da, El Classico derbilerinin Ronaldo ve Messi arasında bir çekişme şeklinde lanse edilip dünyanın ilgisi o noktaya çekilmesinde bu rekabet baş rol oynadı. Kimi maçlarda ona karşı üstünlük sağladı, formasını çıkardı, kaslı vücudunu hepimize gösterdi. Messi gibi bir doğal yetenek olmadığını her hareketiyle ve beyanatıyla dile getirdi. Burada bir yanlış anlaşılmanın önünü geçmek lazım, doğal yetenek değil dedikse, Messi gibi bir doğal yetenek değil. Daha çok çalışarak, daha disiplinli davranarak ve işine ciddiyetle sarılarak, çoğu zaman bir çok doğal yeteneğin önüne geçecek zaferlerin altına imza attı.
Kimse belki Messi gibi düşünemez, sahada onun gördüğünü göremez. Ama Messi de hiçbir zaman Ronaldo kadar hızlı, güçlü, ateşli olamaz, onun kadar yükseğe sıçrayamaz, topa onun kadar sert vuramaz.
Elinde sigarası ile bir maç sonrası gece kulübünde yakalanabilir ama Ronaldo hiçbir zaman kendisini zayıf düşürecek böyle bir harekete girişmez ve hatta örnek teşkil etmek adına, karşısına çok güçlü bir lobi alacağını bile bile “Kola içmeyin, onun yerine su için.” diyecek kadar ileri gider. Çocuklarının yetişmesinde bile aynı disiplini takip ettiğini görüyoruz.
Ronaldo hayatı bir mücadele olarak görür ve onun için en önemli şey kazanmaktır. Messi tevazuyu temsil eder fakat Ronaldo çoğu insan tarafından kibirli addedilir. Bence bunun önemli bir sebebi var. Messi, Asperger sendromu yüzünden diğer insanlardan daha farklı düşünüyor. Etrafındaki bir çok hareketi algılayamıyor bile. Normal insanlar gibi düşünmemesi ona, futbol sahalarında kimsenin yapamayacaklarını yaptırıyor, kimsenin düşünemeyeceklerini düşündürüyor. O bir doğal yetenek olmasına karşın, aslında yeteneğinin ne kadar büyük bir unsur olduğunun farkında bile değil.
Ronaldo ise fakir bir ailenin çocuğu olarak doğmuş. Bu fakirlik yüzünden annesi temizlikçilik yaparmış ve onun başarılarına şahit olmadan dünyadan ayrılan babası, onun futbol oynaması için bir çok fedakarlığı katlanırken küçük Cristiano, kendisine tek çıkış yolu olarak futbol oynamayı görmüş. Kendisinden daha iyi futbolcular varmış oynadığı takımlarda. Daha çok çalışmış, daha çok topa vurmuş, daha çok topla oynamış, daha çok düşünmüş ve kendisini zirveye taşıma adına çabalamaktan başka bir çare görmemiş. Bir insan sahip olduklarını çok çalışarak elde ettiyse onun kıymetini fazlasıyla bilir. O noktalardan geçerken yaşadığı zorluklar hayatının her saniyesinde aklına gelir ve insanların tembellikle bir şeyler elde etmeye çalışmasından çok rahatsız olur. Her şeyin çalışarak ve hak ederek elde edilmesi gerektiğini düşünür ve işte bu yüzden Ronaldo etrafında saçmalık yapan veya kendisinden bir şeyler almaya çalışırken bunu kolaylıkla elde etmeye çalışanlardan çok rahatsız oluyor. Bu bir röportaj olsa bile. Messi etrafında olanların farkında değilken, Ronaldo her şeyin farkında. Messi formasını çıkaramazken ya da zaten çıkarma gereği hissetmezken, Ronaldo her gün saatlerini harcadığı spor salonundan edindiği eserini herkesle paylaşmak zorunda hisseder.
Bu yazıyı bir Ronaldo güzellemesi olsun diye yazmıyorum ama aradaki farkı iyi anlamak gerekir. Dünya kupasının ertesi günü Real Madrid sahasına gidip çalışmalarına başlayan Ronaldo’dan bahsediyoruz. Dünya Kupasından evine döndüğünde günlerce yatan, havuza giren Messi ile arasındaki farktan. Şimdi diyeceksiniz ki “Messi dünya kupasını hak etti, biraz dinlenmeyi çok mu görüyorsun şampiyona?” kesinlikle haklısınız, sonuna kadar hak etti. Almasından dolayı çok mutluyum fakat burada yapmaya çalıştığım bir durum tespiti.
Messi eğer etrafında yaşananların farkında olsaydı,bir zamanların en büyük oyuncusu ve hatta bizim spikerlerimize “Pele ve Maradona’ya kusura bakmayın dedirtecek adam” nidaları attıracak kadar bizi kendisine hayran bırakan Ronaldinho’dan daha farklı bir sona sahip olmazdı. Doğal yetenekler böyledir çünkü çok parlarlar ve etraflarındaki parlak dünyanın ışığında gözleri kolay kamaşır. Maradona yine bu durumun güzel bir örneğidir. Gece kulüplerinden çıkmayarak, “Nasıl olsa çalışmama gerek yok her durumda ben maçı çeviririm.” diyerek bizleri güzel oyunlarından ve uzun sürebilecek kariyerlerinden mahrum bırakırlar. Bu yüzden bu Asperger sendromu, kahramanımız Messi’nin de hem talihi hem de laneti olmuş.
Fakat Ronaldo böyle değil. Bir gün çalışmayı bıraktığında başına nelerin gelebileceğinin çok farkında ve işte o yüzden çok çalışıyor. Yediğine içtiğine dikkat ediyor ve hayatının aşkı, büyük bir servet edinmesinin kapısı olan futbola olan saygısından dolayı ip üstünde bir hayat sürüyor. Manchester United onun Premier Lig’de tekrar kendini gösterebileceği bir zemin olmalıydı. Kendini üç büyük ligde ispatladıktan sonra yuvasına dönüp, Alex Ferguson gibi kulübün bir efsanesi olarak oradan emekli olmak onun hayaliydi. Eric Ten Hag buna müsade etmedi. Zaten eskisi kadar çevik olamıyordu. Dünyanın en zor ligidir Premier League ve defanslar fizik ağırlıklı bir futbol tercih ederler. Artık kırkına merdiven dayamış olan bir futbolcunun burada başarılı olması zaten mümkün değildi. Bunu yapabilse dünyada iki futbolcu yapabilirdi. Birisi İtalya’ya kaçtı, kibir de Ronaldo’nun daha ötesine geçmiş Ibrahimović ve diğeri de zaten Ronaldo’ydu ve o da başarısız olarak kendisine iyi bir emeklilik planı sunan Suudi Arabistan ligine gitmeyi tercih etti.
Dünya Kupası öncesi bir spor programına katılmıştım ve Manchester United ile ilgili yaptığı açıklamalar bana sorulduğunda, kendisinin dünya kupasında başarılı olması halinde Avrupa’nın bir başka liginde, baş üstü bir takımda yer edineceğini, değilse emekli planı olarak Amerika’ya gideceğini söylemiştim. Başarılı olamadı, kendisine süre bile vermede tereddüt ettiler ama Amerika’ya da gitmedi çünkü daha iyi bir teklif vardı. Artık bir aile babası olarak kariyerini nereye taşıyacağını değil,emeklilik priminin ne kadar olacağını düşünmek zorundaydı.

Eğer bir kulüp başkanı olsaydım ve elimde o güç bulunsaydı, Cristiano Ronaldo’yu getirtmek için bütün fedakarlığı yapardım. Çünkü onu almak iyi bir futbolcuyu kazanmak değil, dünyanın bütün ilgisini kendi üzerine çekmek demek. Daha fazla promosyon ürünü satmak demek, daha fazla dünya ile entegre olmak demek ve ülkedeki en önemli reklam yüzünü değiştirmek demek.
Bugün hayatımızda Mbappé, Halland ve Musiala var. Bunlar gelecekte daha da önem kazanıp, Messi ve Ronaldo’nun sahayı terk etmesiyle ve yıllardır sadece saygı çerçevesinde ilerlemiş bir rekabetin sonunun gelmesi ile daha öne çıkacak isimler. Fakat gençlere hayal kurmayı ve çok çalışarak hayallerini gerçekleştirmeyi öğreten ve tavsiye eden önemli bir futbolcu yeşil sahalara veda etmeye hazırlanıyor. Bir yıldız kayıyor diyemeyiz buna ancak bir yıldız tarihteki yerini alıyor diyebiliriz. Portekiz milli takımına tekrar çağrılmış ki bu çok kıymetli bir çağrı, belki son bir veda planlanıyor. Ama Cristiano Ronaldo kendisinden daha yetenekli bir çok büyük futbolcuyu arkada bırakarak, nice rekorlara imza atarak kalplerimizdeki yerini pekiştirdi. Çalışarak ve hak ederek tırmandığı zirvede umarım gelecekte iyi bir teknik adam olarak da yer bulur. Onun hayatının her alanındaki disiplini, hem bize hem çocuklarımıza güzel örnek teşkil etmeye devam eder. Teşekkürler Ronaldo, seni izlemek çok keyifliydi. Umarım bir gün tanışmak da nasip olur.