Davullar Çalınıyordu – Ali Bâr

Davullar Çalınıyordu – Ali Bâr

Davullar çalınıyordu.

Camlara doluşmuş onlarca kadın, yüzleri tülbent ile kapalı genci yaşlısı.

Kâh halay başı, kâh zeybek durmuş vampirler.

Ateş etrafında semâh dönen çakallar.

Barut ve anason kokusu, zılgıtlara, göğe, aya ve yıldızlara kadar tepeleme şehvet ve sefa.

Çaresizliğin elemiyle, susup oturmuş Ali, baykuşların tünediği, yamaçtaki ahşap kulübe sırtında.

Sararmış solmuş benzi,

Benzinli kokusuna müptela olduğu muhtar çakmağını çıkardı çaktı.

Sigarasını iliklerine kadar çekti.

Yokuş aşağı sokağa, fidayda oyununa doğru ince ince baktı.

Aha, şu kan çanağı gözleri neler görmüş,

Vay! neler görüyor,

ve kim bilir daha neler görecekti?

Yanan kamyon tekerleklerinin sıçrattığı kıvılcımlar, ateş böcekleri gibi çılgınca uçuşuyorlardı.

Anason, barut ve duman kokteyli, midesini ekşitmişti.

Düşe kalka sokak başındaki aynalı pınara vardı.

Yalaktan su içen köpek ve kedileri istemese de ürküttü.

Destur çekti.

Dayadı ağzını musluğa kana kana…

Sanki kırk yıl o içmemiş gibi susamıştı.

Ayın şavkı akardaki suya düşüyor,

Yıldızlar ışıldıyor, Hârut ve Mârut, belki de Merih..

Ellerini dua edercesine birleştirdi.

Kirli tırnakları ve nasırlı ellerini suya daldırıp, avuçlarını doldurdu.

Tarlasında gömü bulmuş emmisi gibi avuçlarına baktı, baktı.

Yüzünü yıkadı mı, tokatladı mı? Kim bilir.

Anca hiddeti dinince, pınarın kitabesindeki kırık aynayı fark etti.

Ay ışığı, sokak lambaları ve yanık lastik ateşi ardında, yüz yüze geldi kendi kendiyle..

Bir zamanlar kartaldı.

Ama simdi tüyleri dökülmüş, sıska bir kelaynak olmuştu.

Ürkek ve tedirgin.

Aynalar, yalan dostlar, ahbaplar, çaylar ve sohbetler

“Suya gittik, susuz geldik, susuyoruz hala”

Mavzerini almadı, sazını astı boynuna.

Muhannes ve müptezel, kalleş ve akrabadan, vampirlerden ve çakallardan,

Ay ve yıldız, Harut ve Marut, ve belki Merih’ten,

Kaçtı ziftten, gitti gizlendi karanlığının zifriliğine,

Zühre günaydın dediğinde, o soğuk suya atmıştı kendini.

Viran olmuş ocaklar, soğuk şubatlar, martlar ve nisanlar gelip geçecek,

Veysel gibi, menziline varıp yârine varamasa da

Elbet bir gün bir sıla türküsünde,

Veysel gibi, görmeyen gözlere,

Kahpe feleğe inat,

Belki Tuna kıyısında Itri gibi,

Başka Leyla’lar, Aslı’lar, Züleyha’lar

Daha ne toylar, düğünler, dernekler…

“Allah Allah demeyince
güzel işler olabilmez
cümle sular buz kesilse
okyanuslar donabilmez”

Bozguna, yılgınlığa, kahpelere inat,

Okyanuslar gibi engin, çağlayanlar gibi berrak,

Al yanaklı yar, açık alınlı, al avuçlu çocuklarla,

Birgün yine bizim sazımız çalınır, bizim türkümüz söylenir elbet.

 

 

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer