Duymuş olmalısınız; eşya-insan, eşya-varlık, eşya ve hadise.. hatta ‘’eşyanın tabiatı’’ gibi tanım ve mukayeseleri. Tasavvufa konu olmuştur mesela ‘’ eşyanın mahiyeti ‘’. Sosyo-Psikoloji’de de bu ‘ eşya pedagojisi ‘ olarak duyulur. Aslında bu yaklaşımlar, eşya gerçeğini (hakikatının) gözle gördüğümüz evrende (kainatta) kaçınılmaz kılıyor. Yani eşya var, ve gerçek…
Öncelikle eşya kelimesine bir mercek tutalım. Eşya, kökeni itibariyle Arapça bir kelime. Bir bakıma ‘’şey’’in çoğulu. Aslında eşya; şeyler nesneler anlamlarına da geliyor. 1391 tarihli Kıpçakça Seyf-i Sarayî’nin ‘’ Gülistan Tercümesi’’nde ‘ cümle eşyâ ‘ kelimesi bütün varlıklar anlamında kullanılmıştır. Eşya Arapçadaki şey kelimesiyle aynı kökten gelir. ‘’ Şey ‘’ kelimesinin kapsamı ise çok geniştir. Her şeye, şey denilebilir. İkisini birarada düşündüğünüzde, eşya – şey kardeşliği hayatın neredeyse tamamına şamil bir kelime birlikteliği.
Epistomolojinin alanına saygılıyım. Neticede kabul edilmiş bir bilgi-bilim alanı. Fakat epistomologların hatasını, kelimelerin zamanla içerik değiştirme ve/veya boşaltma olgusunu kabul etmemeleri olarak görüyorum. Kelimeler de, insanlar gibi doğar,büyür, yaşlanır ve ölür. Ve hatta anlamını da yitirebilir. Hatta ve hatta, kelime başka bir manaya da evrilebilir. Aynen ‘’ eşya – insan ‘’ kelimelerinde anlatılmak istenen derin mana ve kardeşliğin artık neredeyse yok olmuş olması veya anlamının artık bohemlikle izah ediliyor olması gibi. Bu acı gerçeğin kabul edilmemesi bir yana, bir de görülmüyor olması işi daha da vahim kılıyor. Bu yazının temel çıkış gayesi de zaten, günümüzde birbirlerinden duygu olarak tamamen ayrılmış, bir zamanların ‘ eşya – insan ‘ arkadaşlığının basit ve sığ analizlerinden ibaret.
İNSAN – EŞYA İLİŞKİSİNDEKİ BOHEMLİK
Eşya’da; Türkçe çağdaş sözlüklerle İngilizce sözlükler bir uyum gösterirken, ‘’ bohem ‘’ kelimesinde birbirlerinden zıt anlamlarla ayrılıyorlar. Konu dışı olduğu için geçiyorum. Benim bohemliğe yüklediğim anlam; dünyayı ‘’ Ruh ‘’ olgusu olmadan görme ve dünyanın içindeki her ne varsa onu – sadece – kendi istifadesine teksif edip, kullanma ve atma. Ve bu döngüyü hızlandırdıkça hızlandırıp, ruhun haz ve acı mekanizmasını çığırından çıkarma. Eskiler; eşyaya ‘’ varlık ‘’ manasını yüklemişler. Çağdaş Türkçe sözlük, eşya – insan ilişkisi noktasında noktayı koyar mahiyette; buna göre eşya, ‘’ türlü işlerde ve türlü amaçlarla kullanılan, insan eliyle yapılmış ve taşınabilir cansız varlıkların ortak adı. ‘’ olarak tanımlanıyor.
Eşya, insandan eski, insanlığın bilinen tarihinden çok öncelerine dayanan bir geçmişi var. Dünyanın daha önceden de boşalıp dolduğu kabul edilen iddiasını baz alırsak eğer, insan bir yönüyle gelip hazıra konmuştur. Eşyayı ve eşyanın isimlerini elinde bulmuştur. Eşyanın isimleri ilk insan Âdem’e öğretilmiştir. Âdem’in dünyaya ayak basmasıyla eşya (ve hadiseler) artık insanın dünyadaki yolculuğunun bir rehber olmuştur. Evler, araçlar, barınma, yemek, korunma, güvenlikli alan oluşturma, Allah – insan – tabiat üçlü gerçeğini anlamlandırma ve en önemlisi mutlu olma, haz ve acı dengesini oluşturabilme adına eşya, insanın sergüzeşti hayatının vazgeçilmezi olmuştur.
Âdem peygamberin ilk bilinen yanlışsız bir sözlük olması ve ekim biçimle hayat sürmesi; Hûd peygamberin ticaretle, İsmail peygamberin avlanmayla, Musa peygamberin çobanlıkla, İdris peygamberin terzilik ve yazımla; Süleyman peygamberin hayvan dilleri, eşya – görüntü iletimiyle, Lokman peygamberin doktorluk ve İsa peygamberin marangozlukla, Yusuf peygamberin saatçilik ve idare sanatıyla, Hz Muhammed’in (aleyhisselam) sayılamayacak kadar meziyetleri ve sayısız insanlığa – dünyaya hediye ettikleriyle diyebiliriz ki, eşya – insan ilişkisi, yaratanın insanlara elçileriyle armağanı,ve dünyayı da anlamlandıran bir olgusudur. Yazı kurgusunda peygamberleri yazdım, çünkü gelinen noktadaki eşyanın parıltılı dünyası (hakaik-i eşya) için insanlığın hatta bilim insanlarının dahi kendilerine minnettar olunacak grubun peygamberler olduğuna inanıyorum. Tesadüfler; sıralı ve düzenli ve devam eder bir bilimi ortaya çıkaramayacağına göre, eşyanın günümüzdeki son evrilmiş hali de daha önceleri bir kast ve iradenin ve ortaya çıkarıcıların da varlığını kabul ettiriyor. Yani her zaman bir ilk başlatan, başlayan ve başlatılan bir nokta var. Çağdaş bilimi, kendisinden öncekileriyle ayıramayacağımız gerçeği gibi. Günümüz ‘din’i yaşadığını iddia edenlerin’ sefih durumlarından dolayı Dinlerin anlamsız ve köhne zannedilmesi veya sadece ‘Din’in ‘inanç-kalp’e hapsedilmesinden dolayı bir bilinç bunalımının yaşanıyor olması bence üstteki realiteyi değiştirmeyecektir.
Anti Konsümerizm – Anticonsumerism Movement
Bir sosyal ideoloji olarak tanımlanan anti konsumerizm’i konuyla ilgili olması sebebiyle tanımaya çalışalım. Bir tanımlama olarak; bir sosyolog ve ekonomist olan Thorstein Veblenle tarafından 1899 yılında kaleme aldığı kitabında geçen bir terimdir bu. Anlamı; tüketim karşıtlığı ve/veya tüketim çılgınlığına karşı çıkan fikir akımı. Bana göre ise bunun günümüz 21. yüzyıl Türkçe karşığı ‘’ Tüketim Cinnetiyle Mücadele’’.
Kavramların iyi anlaşılması lazım. Burada yerilen olgu; eşyanın tükenene kadar kullanılıp haz alınması ve onun en marjinal fayda hizmeti sunması değil, tüketimin sürekli yenileniyor olması ve tüketim sayısının fazlalığı eleştiri unsuru. Kullandığınız eşyanın ömrü değil, sizin ondan aldığınız keyfin ömrü eleştiri unsuru Anti Konsümerizm’de.
Yapılan bilimsel çalışmalarda; tüketim, önceleri hayatın sürdürülmesi için bir araç ve yardımcı bir unsurken, konu 21. Yüzyılda tamamen kontrolden çıkıp; haz, gösteriş, statü, kimlik ve itibar için yapılan bir fiil haline gelmiş olduğu gerçeği anlatılmaktadır. Eşya; insanlığın bilinen ilk tarihinden bu yana bir yardımcı ve dünyada insan ırkına adeta bir yol arkadaşıyken, şimdilerde insanlığın kölesi haline gelmiş bir zavallıdır.
Anti Konsümerizm tipi hareketler hak etmeleri gereken ilgiyi göremiyor. Önünde büyük engeller var. Kendini tamamen 21. yüzyıla adapte etmiş Mateyalist felsefe ve materyalizm akımı ve bunun daha da yayılmasını isteyen Kaptalizm, tüketim çılgınlığının önüne geçmeye çalışanların aşması çok güç sıradağlar. Bilinen şekliyle Materyalizm’in temel omurgası madde (materyal) ve onun üretimi, Kapitalizm ise para veya türevlerinin çokluk prensibine dayanmaktadır. Bu kavramları 17. yüzyıldaki şekliyle ele almak saflık olur. Günümüz güncellemesiyle bunlar tekrar ele alınmalı. Yeni anlamlar bu kavramların sırtarına yüklenmeli. Mesela; sürekli tüketim olgusu, sürekli yenileme hazzı, yeniye adaptasyon, ruhunun haz dengesini maddenin sürekliliği ve yenilenmesiyle orantılama, teknolojiyi devleştirme, hayat olgusunu paranın ve para karşılığı maddenin sefih kölesi haline getirme, yeme – içmeyi varlık sebebi haline getirme, üzerimizde delice baskı kuran ve insanı ezen kapital sistemleri karşısında binbir kulp bulup onları tanrılaştırma…gibi yığınla anlamlar bu -izm’leri güncelleme gereğini bize gösteriyor.
Dünya hiç olmadık kadar özgürlük ! özgürlük ! diye bağırırken, ve hiç olmadık kadar da özgürlüğünün sınırlarını yaşarken, acaba bir paradoksu mu yaşamaktadır. Yoksa, her şekliyle kompleks bir yapıya sahip insanoğlu, basit ve sıradan şeylerin kölesi mi olmuştur! Kölelik gerçekten kalkmış mıdır! Var olduğu günden bu zamana kadar; eşyayla sevyeli bir ilişkisi olan insanın şimdi geldiği nokta tam bir bohemlik, ve tam bir anlamsızlık mıdır? Eşya insana ne anlatmaktadır? Ya olaylar? İnsan, kulu kölesi olduğu ekranlardan başını kaldırıp hangi önemli olguyu duyumsamaktadır? Mevsimler, güneş, yıldızlar, basit bir oyuncak, bir bahçe, kuş cıvıltısı, bir çocuk kahkahası, tabiat… ya bir kaç damla su veyahut bir avuç toprak, insan için bir şey ifade etmekte midir? İnsan için insanî ilişkilerin bir değeri kalmış mıdır? Bunlar asıl gerçeklikse eğer, insanın etrafına örülmüş ağlar nelerdir? Ya bir günün tamamına yakını yalan ve yanılsamayla geçiyorsa. Ya tamamen bir yanılgı içindeysek. Ya edegeldiğimiz herşey bir oyunsa ve tutkuyla bağlandığımız şey bir boyalı bir oyalanmaysa! ya yenilip durulan şey sadece kabuksa…! ve öz’e dair hiç fikrimiz yoksa.
‘’ Bu dünya hayatı, sadece bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadan ibarettir.’’ 29/64
Devam edeceğiz i. …