Ülkenin her alanında düzenin kaybolduğu bir dönemde, adaletin sahada dağıtılmaya çalışıldığı yeşil sahalarda, Ankaragücü kulübü başkanı Faruk Koca, Türkiye’nin önde gelen hakemlerinden Halil Umut Meler’e karşı şaşırtıcı bir saldırı gerçekleştirdi. FIFA kokartlı bir hakem olarak tanımlanan ve genellikle iyi yönetimiyle bilinen Halil Umut Meler’in, maç sonunda yaşanan bu saldırı sonrası başkanın yalanlarıyla çevrili ifadesi, üzücü bir tablonun yansımasıydı: “Yumruk atmadım, sadece tokat attım. Attığım tokatın ardından on saniye içinde düştü zaten.” dedi ve ardından uydurma bir kalp rahatsızlığı bahanesiyle hızla hastaneye kaldırıldı ve bir nevi korunma kalkanı oluşturulmaya çalışıldı. Halil Umut Meler’in ise ifadesi netti: “Beni öldürmekle tehdit etti.” Şaşırmadım çünkü bu tür olaylar artık sıradanlaştı.
Ankara’da uzun yıllar geçirerek Ankaragücü taraftarı olmanın anlamını iyi kavradım. Genellikle varoş mahallelerin takımı olarak bilinen Ankaragücü, futboldaki zaferlerinden ziyade, taraftarlarının tutkusuyla anılır. Eğer Ankara’da birisi Ankaragücü formasıyla karşınıza çıkarsa, hızla uzaklaşmanız gerektiğini bilmek,

Ankara’yı tanımakla eşdeğerdir. Son zamanlarda, Emre Belözoğlu gibi önemli bir teknik direktörü kadrosuna katarak, başarılar elde edebileceğini ve Türkiye Süper Ligi’nde söz sahibi olabileceğinin sinyallerini vermişti. Ancak bu olayın ardından bu umutlar yerini karamsarlığa bırakabilir. Muhtemelen küme düşme cezası alacaklar ve başkanlarının eylemine destek veren taraftarlar da bu cezadan olumsuz etkilenecek. Ne yazık ki, Ankaragücü taraftarının büyük bir kısmının başkana destek veren kesimde yer alması, şaşırtıcı gelmeyecek bir durum.
Sporun, dostluk, barış ve kardeşlik olduğunu vurgulayan pankartları mutlaka görmüşsünüzdür. Ancak Türkiye’de spor hiçbir zaman bu idealleri taşıyamadı. Genellikle dostluktan ve kardeşlikten uzak, çoğu zaman nefret ve şiddetle iç içe geçti. Halı saha maçı tecrübesi olanlar dahi bilir ki, tarafsız bir kişinin bile anlaşmazlıkları çözmesi ve ‘faul’ dediği bir durumda her iki tarafın da tatmin olabileceği kararlar vermesi, maçın keyifli olmasını sağlar.

Credit: LP/Eve CHANCEL
Futbol maçlarında da hakemlerden adil bir yönetim beklenir. Çünkü artık futbol, büyük bir sektör haline gelmiş ve ciddi gayretler verilmesi gereken müesseseler kademesine yükselmiştir. Başarısızlıklar da genellikle futbolculara, bazen teknik direktörlere ve hatta yöneticilere fatura edilir hale geldi. Takımlar üzerinde bu yüzden büyük bir baskı var ve bu stres altında çoğu zaman aşırı tepkiler gösterilmeye başlandı. Kendi taraftarlarını memnun etmek zorundaydılar ve bu tür çıkışlarla sorumluluk kendilerinden çıkıp, kurumlara yüklenebiliyordu.
Bir futbol izleyicisi olarak ben de zaman zaman çıldırtıcı yanlış kararları görüyorum ve Ankaragücü başkanına destek veren ve bu kararları destekleyen taraftarların duygularını anlayabiliyorum. Ancak hatalara karşı tepki vermek, başka hatalarla yangını beslemek anlamına gelmemeliydi. Yolda sizi engelleyen bir sürücüye saldırıp sopayla cevap vermeye çalışmak veya daha da kötüsü, boşanmak isteyen bir eşin onuru adına sokak ortasında şiddet uygulamak gibi büyük hatalar, futbol maçında kararlarına tepki gösterilen bir hakeme şiddet uygulamakla aynı kefeye konulmalıdır. Bu karşılaştırma belki de zorlayıcı gelebilir size ancak bu tür vahim olayların vahametini başka türlü ifade etmek pek mümkün değil. Bugün bu şiddeti kabul ederseniz, yarın karşınıza çıkacak şey birisinin sahaya silahla girip o hakemi öldürmesi olabilir. İnsanlar, şiddet uygularken kendilerini güvende hissediyorlar ve eylemi gerçekleştirirken bulacakları desteğin, karşılaşacakları cezadan daha fazla olacağını düşünüyorlar. Kulüp başkanı da bunun farkında; taraftarlarının desteği devam edecek ve mevcut yönetimle ilişkisinden dolayı hafif bir ceza alacak, kamuoyu ise birkaç hafta içinde bu olayı unutacak. O yumruk havada kalkarken, zihinsel hesaplar bu şekilde yapılmıştı.
Adaletin olmadığı bir toplumda hiçbir şey yolunda gitmez. Hesap verilebilirlik azaldıkça insanların cesareti artar, güçlü olan güçsüzü ezer ve şiddet hızla yayılır. Dün akşam yaşanan olay, adaletsizliğin somut bir göstergesiydi. Türk futbolu bu olaydan sonra büyük değişiklikler yaşayacak gibi görünmüyor. Sezon boyunca yaşanan tuhaflıklar, büyük kulüpler arasındaki çatışmalar, anlaşılmaz hakem kararları, hakemlere gereken desteğin eksikliği, tüm bunlar devam edecek gibi görünüyor. Federasyon başkanı şahsen tanıdığım biri, ancak futbolla hiç ilgisi olmayan ve mevcut yönetimle yakınlığı nedeniyle seçilmiş bir figür. Ne kadar kaliteli ve etkili biri olduğu tartışılır. Eğer liyakatsiz birini federasyon başkanı yaparsanız, haklı eleştirileri susturur ve ülkedeki tüm kurumları, güçlü olanın güçsüzü ezdiği bir yapıya büründürürseniz karşılaşacağınız tablo bu. Dünya üzerinde zaten yeterince rezil durumda değiliz gibi, yaşanacak yeni olaylarla bu rezilliği daha da ileri taşıyabiliriz. Sonra da Avrupa bizi kıskanıyor, bize organizasyon vermiyor diye yakınırız. Kendi düşüşümüzü başkalarına bağlayıp değişmemeyi tercih ettiğimizde, bu bedbaht durumdan başka bir şey elde etmiyoruz. En acısı da, hiçbir şeyin değişmeyeceğini görmek. Keşke size daha umut verici bir yazı yazabilseydim.