Kaderin Günlüğü Bölüm 2009 & 2025 – hasan Safyürek

            Aralık 2009

            Melek Hanım telaşla sorar:

  • Abdullah Bey! Kızımız için isim geldi mi?
  • Müjdemi isterim. Arkadaş isimleri birazdan yollayacak. Ama…

İçi içine sığmayan Melek Hanım durumu anlamıştı.

  • Tamam söz, sevdiğin yemeği yapacağım. Çaylar, kahveler…

Abdullah Bey karısının gözlerinin içine baktı. Zaman ne de hızlı geçmişti. Kendisi bir kitapçıda çalışırken Fizik öğretmeni olan idealist eşiyle tanışmıştı. Aralarındaki gönül, dava, aşk ve ruh birlikteliğini hemen hissetmişler hızlıca da evlenmeye karar vermişlerdi. Şimdi de işte evin üçüncü ortağı geliyordu. Yakınlarda öğrenmişlerdi, gelen yolcu kızdı. Endişe ve sevgi alaşımlı bir hareketle eşine ve kızına sarıldı Abdullah Bey.

Telefonun mesaj uyarı sesiyle kendilerine geldiler.

  • Aç hemen Abdullah Bey,… gelmiş mi!?
  • Gözün aydın olsun. Allah, Sümeyra Fatma’mızı kendine güzel bir kul eylesin.
  • İki isim mi gelmiş?

Tesadüf değildi, anne o gün uyuyana kadar mırıldandı.

  • Sümeyra Fatma… Sümeyye Fâtıma… Kızım! Kızım!

Nefesini içine çekti, tekrar söylendi. Uyuyakaldı.

            Nisan 2011 – 1 Yaşında

Sümeyra’nın, zaten huzur soluklanan evde doğumu eve nur etkisi yapmıştı. Çalışkan, hayırsever, güven ve iman soluklanan bir anne babaya sahip olmak, bu bebek için baht olacaktı. Aile bebeğe Allah’ın nazik nazenin bir emaneti olarak sahip çıktı. El bebek, gül bebek olacaktı.

Ailenin maddi durumları orta halli olsa da Sümeyra’nın beş başı mamur tam insan ismine layık olması için elden gelen yapılacaktı. Henüz daha minicikti. Elde avuçta kayboluyordu âdeta. Abdullah Bey kollarının arasına aldığında sanki eğreti duruyor zehabına kapılıyordu. Ama Sümeyra, Melek Hanım’ın kucağıyla buluştuğunda Abdullah Bey bir sanat eserine bakıyormuş gibi kendinden geçerdi. Sanki birbirine dolanan DNA sarmalları gibi, bu kucaklaşma da evin canlılığını kodluyor ve mucizevî sanat haritasını çıkarıyordu.

Abdullah Bey, çok sevdiği eşinin üzerinde artık Allah’ın şefkatinin parıltılarını de görür hâle gelmişti. Artık Sümeyra evin kızıydı.

            Nisan 2015 – 5 Yaşında

Sümeyra neredeyse okul çağına gelmişti. Meraklı kişiliğinin yanında kimseden saklayamadığı mütevazı ve mahcup duruşu, üzerinde edep bronşu gibi duruyordu. Ve bu bronş parıl parıl parlıyordu.

5 senelik süre içinde, evin içindeki düzen Sümeyra’ya göre dizayn edilmişti. Beraber okuma saatleri, film gecesi, beraber dinleme yapma, mümkünse gidilen manevî ortamlarda onu dahil etme gibi daha pek çok manevî beslenmeyi Sümeyra’nın şuur altına bir dua olarak havale ediyorlardı. Bir akşam mutfakta otururken:

  • Baba! Bir şey soracağım. Bir sohbette, cennette her istediğimizin olacağını duymuştum. Aklından geçen önüne gelecekmiş. Dilediğin şeyi Allah senin önünde yaratacakmış. Baba bu nasıl olabilir ki?

Abdullah Bey, bir an duraksadı. Evet, o da biliyordu; emindi bundan ama çocuk aklına bu gerçeklik nasıl anlatılırdı.

  • Evet baba!?

Sümeyra cevabını almazsa olmazdı. Anne iş yaparken küçük bir gürültü oldu. Her ikisi de Melek anneye baktı. Abdullah tebessümle karışık gözleriyle Sümeyra’ya annesini gösterdi. Sümeyra hiç düşünmedi bile, hızlıca koştu. Çözmüştü konuyu:

  • Annemmm, benim meleğim. Benim Tûba ağacım! Benim cennetim.

İşte o ay, evin dördüncü talihlisi gelmişti. Sümeyra, abla oldu.

 

            Kasım 2017 – 7 Yaşında

Sümeyra okula henüz başlamıştı. Yıllardır, formal eğitim için duyduğu aşk derecesindeki isteği sonunda gerçekleşmişti. Ama gel gelelim, ülkenin üstünde nereden baksan bir yıldır isli paslı bir duman vardı. Bu dumanı teneffüs eden bedenlerde müthiş bir fitne, körlük ve merhametsizlik gözlemleniyordu.

Abdullah baba bu süreçte işinden olmuştu, Melek annenin okuluna kilit vurulmuştu. Anne ve babasının yüzlerinden her gün saklamak istedikleri tedirginliği okuyabiliyordu Sümeyra. Bazen bir kapı zili, bazen akşam vakti dışarıdan birbiri ardına gelen mavi kırmızı ışık yansımaları anne ve babasında, tavanda ansızın sallanan avizenin verdiği deprem korkusu gibi bir etki yapıyordu. Bu konuda ketum olmayı tercih etmişti aile, zaten büyük ve ağır bir iftiranın altında ezilirken, Sümeyra’nın cılız omuzlarının üzerine de bu bilgiyi bindirmeye gerek yoktu.

Sümeyra bir gün okuldan moralsiz gelmişti. Melek anne soldu bir anda:

  • Nen var kızım? Kızım! Kızım!
  • Anne okulda benimle dalga geçiyorlar. Sınıfta çocuklar benim ve birkaç daha çocuğun üzerine gülüp, daha önce hiç duymadığımız bir kelimeyi de söyleyerek tuhaf hareketler yapıyorlar.
  • Öğretmenine söyle kızım!
  • ……….
  • N’oldu Sümeyra?
  • Anne, öğretmen de onlarla birlikte gülüyor!

Annesi hızlıca kızının üzerine kapandı. Sıktı. Canı acıyacak gibi oldu Sümeyra’nın. Melek anne; masumiyeti, saflığı ve günahsızlığı kokladı onun üzerinden. Çevresindeki en temiz şeydi bu Melek annenin. Sümeyra Fatma bu yılda öğrenci oldu.

            Temmuz 2019 – 9 Yaşında

Sümeyra’nın hassas kalbi; çevresinde olup bitenleri kendisinden sürekli saklanıyor olsa da hissedebiliyordu. Ne kadar dik durmaya çalışsalar da, anne ve babası günden güne bir yaprak misali soluyordu sanki. Maddi olarak evde bir darboğaz yaşanıyordu. Abdullah baba her yerde iş bakıyordu. Ne iş olursa yaparım modundaydı. Ama ülkede eşi benzeri görülmemiş tarihî ahlak erozyonu yaşanıyordu.

  • Daha önce nerede çalıştınız?
  • Falanca kitab
  • ……..sünüz yani!
  • ………

Sümeyra’nın okulunda ve hatta yakın çevrede yaşadığı ayrımcılık hâlâ devam ediyordu. İnsanlar, yüzleri ve konuşmaları Sümeyra’nın göz ve kulağında tuhaflık şeklinde hissediliyordu. Anne ve babasının sürekli ‘her şey aslında yolunda’ telaşı dahi onun vicdanına ayrı bir yük olarak biniyordu.

Gündüzün stresi, geceleri inleme şeklinde çıkıyordu:

  • Anne, Anne!

Her anne çocuğunun meleğidir; Melek anne de şefkat kanatlarıyla Sümeyra’nın gecesini gündüz yapma telaşına girişiyordu.

  • Kuzuum! Kızııım!

Bu durum çok tekrar etmeye başlamıştı:

  • Abdullah Bey, Sümeyra’nın uykuları delik deşik, uyandığında üstü başı ter içinde oluyor. Bir doktora mı gösterseydik.

Odada sessizlik, Abdullah Bey’in yüzünde çaresizlik, Melek annenin bedeninde normalin çok üstünde ağırlık. Maddi belirsizliğin yanında, sosyal güvencelerinin dahi iptal edilmiş olması ve haklarında kovuşturma endişesi, ne hastane ne de başka bir yere gitmeye elvermiyordu.

Ayrıca Melek Hanım, evin beşinci sakinine hamileydi. Sümeyra bu yıl büyük abla oldu.

            Haziran 2021 – 11 Yaşında

Ne yaşanırsa yaşansın, aile mânen dik durmak için bütün önlemleri alıyordu. 2, 6 ve 11 yaşlarında üç çocuk bu zamanda onlara emanet edilmişti. Çevrenin, olumsuz hadiselerin, artan aşağılamaların ve ayrımcılığın radyoaktif etkilerinin zerresinden dahi şu körpe dimağları uzak tutmak gerekiyordu. Kimseye gidip gelmiyorlar, aile büyükleri dışında kimseden medet ummuyorlar ve son beş senedir neredeyse her gün yeni bir sayfa ve aile içi huzur planıyla uyanıyorlardı.

  • Evet çocuklar, bugün dinleme yapacağız. Karşılığında patlamış mısır yapacak meleğimiz veeee…çay!
  • Yaşasın! Bugün konu ne babacığım? Sümeyye’yi tekrar dinleyelim baba!
  • Peygamberimizin kokusunun en çok üzerine sindiği, ciğerparesi Hazreti Fatıma annemizi dinleyeceğiz.

Sümeyye Sümeyra demekti. Sümeyra, Sümeyye’nin hayatından çok etkilenmişti. İlk kadın şehitti. Şehitlik soruldu sonra. O gün geçmek bilmemişti. Şimdi Abdullah Bey; tabletinden bir şeyler yaptı ve kısık tonda hatibin sesi duyuldu. Sadece 1 metre uzaklaşsanız duyulamayacak kadardı ses. İyice yaklaştılar:

  • Babası gibiydi. Babası gibi oturur, kalkar, konuşur, babası gibi gülerdi. Babasının yanına sokuldu. Efendimiz yatakta yatıyordu. Yatak Efendimizin sayılı soluklarını emiyor ve emdiklerini bir daha geri vermiyordu. Kızı yanaştı, Efendimiz kulağına bir şey fısıldadı. Hazreti Fatıma öyle bir çığlık kopardı ki Efendimiz ağlamaya başladı. Dayanamadı, tekrar işaret etti. Tekrar kulağını dayadı kızı. Bir şeyler fısıldadı yine. Bu sefer Fatıma sanki cennete giriyor gibi gülmeye başlamıştı.

Sordular, ne dedi Efendimiz sana, ‘Sır, veremem.’ dedi. Vefat ettikten sonra çok ısrar ettiler. ‘Ne demişti baban sana, Fatıma Anamız! ‘. Fatıma Ana dayanamaz konuşur:

İlk kulağıma yaklaştırdığımda bana ‘ Fatımam! Ben gidiyorum! ‘ dedi;

İkinci kez ise kulağıma : ‘ Ben gidiyorum ama Ehl-i Beytimden bana kavuşacak ilk sen olacaksın. ‘ demişti.

Allahumme ErRefikal A’la, Allahumme ErRefikal A’la.

 

Küçüklerin bilinçaltı böylesi şeyleri manalarının dışında olduğu gibi alırdı. Tertemiz zihinler, temizliğin ve saflığın asıl kaynağı Efendimizin hayatıyla doyurulsa yeriydi. Fakat Sümeyra sonunu bekleyemeden ağlama krizine girmişti. Sohbet sonrası ödülleri ne yedi ne içti.

  • Kızım! Kızım!

Sümeyra o gün hiç konuşmadı, odasında sadece düşündü. O gün Sümeyra, Fatıma Ana’yı düşündü ve dua etti.

            Haziran 2023 – 13 Yaşında

Bir gece; yoksa sabah mıydı? Sümeyra anlam veremedi, uykusundan korkuyla sıçradı. Bütün vücudu tir tir titriyordu. Yatağına oturmaya çalıştı, ama korkudan dolayı güç, kollarından başka bir yere kaçmıştı. Odada belki 15 kişi vardı. Ellerinde sadece filmlerde gördüğü ve babasının ‘Bunlar gerçek değil kızım.’ dediği uzun siyah silahlar vardı. Annesi arada kalmış gibiydi. Herkes pür endişeyken sadece annesi kızına bakıyordu. Gözleriyle; ‘Kızım, yalvarırım korkma!’ diye inliyordu.

Bir kısmının yüzü kapalı olan grup, evin altını üstüne getirmişlerdi. Yorulan grup en son, arada sıkı sıkıya tuttukları anneye dönüp:

  • “Tutuklusunuz!” diyerek, kollarına kelepçe geçirmeye kalkınca. Sümeyra yataktan yere düştü:
  • Anne! Anne!
  • Sümeyra’m. Yavrum kardeşlerin sana em….

Bir şeye kızdıkları çok belli koca koca adamlar, canını acıtırcasına anneyi kapıya doğru çekiştirdiler. Bu Sümeyra’nın annesiyle dışarıda son görüşmesi olacaktı.

Haftalar çok zor geçer olmuştu. Sümeyra; annesiz bir hayata alışamadığını, geceleri “Anne, anne!” diye çığlık atarak kan ter içinde uyanmasıyla babasına açık etmişti. Geceleri Sümeyra için adeta düşünme seansları şeklinde geçiyordu. Annesi hem dünyanın en güzel annesi hem de sadece bir Fizik öğretmeniydi. Kimi, neden ve nasıl kızdırmış olabilirdi?

Sümeyra zamanın yavaşladığını hissediyordu, aylar geçmiş ama seneler yaşamış gibi yorulmuştu. Okul, evin henüz 4 ve 8 yaşlarındaki kardeşleri, anne hayattayken annesiz kalmak kavramıyla başa çıkmaya çalışmak ona sağdan soldan atılmış kancalar gibiydi. Sümeyra bu tarihten sonra hem abla hem de kardeşlerine anne oldu.

Ekim 2023 – 13 Yaşında

Sümeyra’nın da gece nöbetleri iyice artmıştı. Bütün riskler alınıp doktora gidildi. Tahliller, röntgenler, MR’lar, efor testleri… Sümeyra çok yorulmuştu. Annesinin mahkemesi de bu aydı. Ailenin zaten yanlışlıkla girdiğine emin olduğu annenin, beraat edeceğinden şüphesi yoktu.

Bu tarihten önce doktor, Abdullah Bey’i ofisine çağırmıştı. Duygusuz bir edası vardı:

  • Abdullah Bey, EEG sonuçlarını inceledik. Kızınız epilepsi hastası. Sadece geceleri değil bu kızınızın gündüz yaşamını da etkileyebilir. Bilinç kaybına bağlı bayılma, kasılma nöbetlerine hazır olun. Ayrıca üzgünüm kalp kapakçıklarında da sorun tespit ettik. Her türlü komplikasyonlara hazır olun.
  • Doktorun hâli ve davranışları çok tuhaf görünüyordu, Abdullah Bey bunu belli etmemeye çalıştı.
  • Kafa karışıklığı, yorgunluk hissi ve konuşma güçlükleri, bu aşamadan sonra sıklıkla karşılaşabilirsiniz. Anne şefkati çok lazım olacak. Gerçi Sümeyra’nın annesi hapiste değil mi! Keşke vatanınızı milletinizi…

Abdullah Bey sonrasında karşısındakinin ne dediğini duyamadı. Çıkışta, doktor gibi soğuk ruhsuz bankın üzerinde ağladı. Ama güçlü olmalıyım, diye iç geçirdi. Konu Sümeyra’dan saklanamazdı, bu öyle bir hastalık değildi.

Konuşuldu. Sümeyra hiç tepki vermedi. Olası komplikasyonları da öğrenmişti. Bununla yaşamaya alışması gerekti. Yaşamak! ‘Yaşamak’ kelimesi ilk defa bir ağırlık oluşturmuştu üstünde. Annesi geldi aklına. Kavuşma olarak düşündüğü mahkeme tarihinde ‘Hâkim’ isminde bir amcanın karar vereceğini duymuştu. Onu etkilemenin yolunu düşündü. Bir video çekmeye karar verdi.

Ekim ayı, milli bayram zamanı; Atatürk portresinin olduğu tişörtünü giymiş, arkasında iki Türk bayrağı, tepede ‘Allah’ yazısı ve hemen yanda kendi elleriyle çizdiği; masmavi bir dünya haritasında ellerini birleştirmiş sadece huzur isteyen halka olmuş çocuklar. Sümeyra ellerini iki yana açarak, Cahit Sıtkı Tarancı’dan ezberlediği yeri okumaya başladı.

“Memleket isterim Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikâyet ölümden olsun…”

İşte gelmişti o mahkeme günü; ama hâkimin yüzü çok asık görünüyordu. Annesi en önde oturmuş, sus pus olup bitenlere anlam vermeye çalışıyordu. Solda oturan, yakası pek geniş adam en az hâkim gibi ama daha sinirli ve ara ara kendinden emin aşağılar gözlerle annesine bir şeyler söylüyordu. Her ikisi de Melek anneden gözlerini kaçırıyor, ama onunla ilgili konuşuyorlardı. Hemen arkasında oturmuştu annesinin. Kaçamak gözlerle sırma saçlı kızının masum gözlerine bakıyordu Melek anne. Üç çocuğu vardı evet, ama Sümeyra onların içinde bambaşkaydı. Masumiyeti, âdeta insanı yanlış yapmaktan alıkoyuyordu. Berrak bir su gibi tertemizdi, midesine bir ağrı girdi. Korku ve endişe…

Hâkim lakayt bir ses tonuyla; ‘Karar!’ diye bağırdı. Herkes sanki bir yerden emir almış gibi ayağa kalktı. O esnada ilk defa fark etti Sümeyra, hâkimin arkasında ‘Adalet’ kelimesi yazıyordu, iyi bir şey olsa gerekti:

  • Türk Ceza kanunun falanca maddesi gereği, ….üyelik suçundan …’na karar verilmiştir.

Hiçbir şey anlamadı Sümeyra, yüreği kıpır kıpırdı. Artık seremoni bitmişse annesine sarılabilirdi. Yeşil kıyafetli iki kişi annesinin koluna girdi. Melek anne döndü kızına baktı. B planı şeklinde kızına söyleyecek bir temkin sözü hazırlamamıştı. Mahkeme salonundan ellerini kelepçeleyerek götürdüler.

  • Anne! Anne!

Sümeyra’nın gündüzleri gece, geceleri gündüz olmuştu. Ümidini soyut zeminlerde gizlice büyütüyordu. O günden sonra Sümeyra ketum oldu.

Nisan 2024 – 14 Yaşında

Çikolatalı yaş pasta, iki adet limonata dolu bardak, iki adet çerez tabağı… Tam eve girişine denk getirecek şekilde teyzesi doğum günü maytabını tutuşturdu.

  • İyi ki doğduuun, Sümeyra!

İçeriye ruhunun saflığını yansıtan bembeyaz kazağıyla giren 14 yaşında bir kızdı. Aşkın sorumlulukları sadece yüzünü değil omuzlarını da soldurmuştu. Annesinin dualarla taradığı saçları omuzlarına dökülüyordu.

  • İyi ki doğduuun, Sümeyra!

Temkinli adımlarla yaklaştı mumların alev alev yandığı pastaya; üflemedi bile. Ellerini önünde birleştirmişti. Babası sarıldı kızına, kardeşleri etrafını sardı. Yüzünde zoraki gülümseme herkese malumdu.

  • Anne! Anne!

Bu sefer kimse duymadı onu. Doğmak, iyi ki olmak kavramları arasında geldi gitti.

Baba Abdullah; mektuplarla dilekçelerle vaktini geçiriyor, vicdanların tamamen ölmemiş olmasını ümit ederek, çok değil sadece annenin uzaktan yakın şehre naklini istiyordu.

‘’ Sayın Milletvekilim….’’

‘’ Sayın Bakanım;….’’

‘’ Sayın filanca…”

Heyhat! Vicdanlar, karanlığın mengeneleri arasında sıkıştığındandır mıdır; yoksa Kader’in haklarındaki hükmü böyle olduğundandır mıdır bilinmez, yazılanlara karşılık en cılızından dahi cevap alınamamıştı. Sümeyra o yıl 14 yaşına girdi.

Aralık 2024 – 14 Yaşında

Ailenin çok sevdiği ‘Ailenin Hak Dostu’ da bu yılın sonlarına doğru vefat edince, aile bir üzüntüyle daha sarsılmıştı. Sümeyra’nın böylesi haberle düşen kolu kanadı şimdi sanki kırılmış gibiydi. Sümeyra’nın artık tepkileri dışarıdan okunamıyor gibiydi. Ama üzüldüğü, kahrolduğu ve devasa sorumluluklarına karşı hayır diyemiyor olduğu, ona en yakınlar tarafından pek iyi biliniyordu. Her ne varsa dert ve ızdırap adına o şeyi en derine atması onu güçsüz bırakıyordu.

Yine okul zamanıydı. Ziller çaldı. Siyah pantolon, beyaz uzun kol ince bir kazakla koridorda yürüyordu. Bir aralık okulun mermerden yapılmış geniş sahanlığında yürürken attığı sağ adımı göremedi Sümeyra. Sol adımı atmak için hamle yapınca, başında müthiş bir ağrı hissetti. Yardımcı öğretmen hemen elinden tutsa da, Sümeyra sağa sola bakınarak zaman ve mekânın tuhaf görüntüsüne anlam veremedi. Ve sırtüstü yere düştü. Ayakları elleri istemsizce hareket ediyordu. Bir sara nöbeti tam da böylesi bir anda gelmişti. Öğretmen koştu yardım bulmaya. Sümeyra ne kadar uğraşsa da bilincini kaybetti. Sümeyra o gün bayıldı.

2 Nisan 2025 – 15 Yaşında

İki sene geçse de annesi eve geçmemişti. Sümeyra; bir görüş günü annesinin karşısında durdu. Annesi; sanki hiç kavuşamayacaklarmış psikolojisi yerine temkinli olmayı, vakur ve ölçülü olmayı tercih ediyordu. Baharda dimdik duran henüz çiçek açmış bir fidan gibi duruyordu işte. 15 yaşına girmesine iki hafta kalmıştı. Sümeyra o gün olduğundan daha dik duruyor, omuzlarını yukarı kaldırıyordu.

  • Bayramın kutlu olsun kızım. Üzülme gül fidanım. Adalet tecelli edecektir!

O kızgın hâkimin sırtını dayadığı kelime miydi bu! Güldü geçti. Melek anne, o gün bir anlam verememişti. Sümeyra neredeyse hiç konuşmadı. Elleri iki yana salık, annesinin gözlerinin tâ içine bakıyor ama sadece tebessüm ediyordu.

  • Kızım, neyin var?
  • ………

Fotoğraf çekilmek için yan yana durdular. Saçları ortadan ayrık, mütevazı kıyafetleriyle Sümeyra annesinin yanında durdu. Krem rengi uzun kol tişörtünün üstünde ‘sürgün’ anlamına gelen İngilizce ‘growth’ kelimesi yazılıydı. Yanlarda duran kollarını bozmadı annesiyle yan yana geldi. Anne kızını kucaklarken, belli etmeden elbisesini kızının saçlarına ve kıyafetlerine sürüyordu. Koğuşa döndüğünde bu ‘bahar çiçeğini’ gece be gece koklayacaktı.

Bayramın 2. günüydü. Bayram; evin sevinç taklarının resmî geçit zamanıdır. Sümeyra iki gündür taktığı ‘sevinç’ maskesini akşam olunca çıkarıp attı. Bayramsa bayramları mübarek olsundu. Her yerde zoraki girilmesi zorunlu olan hâllerden dolayı iyice yorulmuştu. Zoraki gülümseme, tesellileri zoraki kabul etme, acıyan bakışları görmezlikten gelme… hiçbir şey olmamış gibi yapacak durumu yoktu. Evde henüz şuurları gelmiş kardeşleri, olup bitenlerden habersiz oynuyorlardı. Hazreti Hasan, Hazreti Hüseyin misali göründü bir an gözüne… kendisi de Hazreti Zeynep misaliydi. Kerbela’da nasıl ki Zeynep’in Allah’tan başka bir şeyi kalmamıştı, Sümeyra dahi böyle garip kalmıştı. Kerbela, Fatıma’yı anımsattı, duvardaki takvime baktı:

  • Baba! Hazreti Fatıma annemiz, Efendimizin vefatından ne kadar zaman sonra babasına kavuştu?
  • 6 ay kadar sonra kızım! Neden sordun Sümeyra?
  • Hiç baba!…

O gün Sümeyra hiç ağlamadı.

3 Nisan 2025 – 15 Yaşında

Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Aynaya baktı, saçını taramak istedi, vazgeçti. Yatağının kenarına oturdu. İçeriğini sadece Allah’ın bildiği duasını yapıp, dizlerinin üstünde duran avuçlarını kaldırıp yüzüne sürdü. Yatağına sırtüstü uzandı.

Niye saklasındı ki annesini çok özlemişti işte. Kopuk DNA sarmalı nereye tutunsundu ki. Bu böyle nasıl olacaktı daha! Nefes aldı verdi. Sağ tarafından soğuk bir rüzgâr esti, bakmadı o tarafa, nefes aldı verdi. Bu sefer en tiz tonda:

  • Anne! Anne!

Gözlerinin üstüne bir ağırlık çöktü, nefes aldı verdi. Uykuya daldı, nefes aldı…

Melek anne, koğuşunda boğuluyormuş gibi nefesini vererek yatağından sıçradı:

  • Sümeyraaaa!

Sabah, yatakta yüzünde minik bir tebessümle elleri yanda uyuyan Sümeyra’yı kimse kaldıramadı:

  • Abla! Abla! Kızım! Kızım!

Ölüm haberi o gün tüm dünyaya duyuruldu. Ama herkes duyamadı. Gözler mimlenmiş gibi kör, kulaklar cıva dökülmüş gibi mühürlü görünüyordu. Kimse konuşmaz mı! Yaprak gibi solmaz mı! Nefsine isyan edip yeter yahu demez mi derken, Avrupa’dan bir meclis üyesi konuştu:

  • “Sümeyra tek başına, kaygıdan, endişeden öldü!”

Kader; bir toz tanesi kadar dahi görüntü kaybı olmadan günlüğüne kaydettiği şeylerin sebep olanlarının işleyecekleri fiilleri ve olacak olayları gelecek zaman kalıplarına döktü. Zaman bunları sırtına aldı. Bütün kalıplar sahipleri tarafından bitamamiha doldurulacaktı. Vakti merhunu geldikçe, kader adalet edecekti!

Abdullah Bey dilekçe yazmayı bıraktı. Melek anne karmakarışık duygular arasında teselli aradı. Gönlünde açılmış gediği mısralara döktü:

Tutsaydım elini nöbet gelmeden,

Sarsaydım seni düşüp ölmeden.

Bir boşluk şimdi içimde kor gibi,

Gülüm soldu, dönmez yeniden.

Masum Fatma Sümeyra bugün şehit oldu!

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer