Kahve’m – hasan safyürek

Bugün derdimle iç geçirince, kahvemden bir yudum aldım. Yani ahım şahım dertler sınıfından olmayabilir benimkisi, kendimce olanından dert. Bana göre’si… Sıcaktan soğuğa doğru, Termodinamiğin ilgili kanununa tıpış tıpış itaat eden kahvem, hararetlenen ben’e bir serpinti oldu.

Bir ikili gibiyiz, son on yıldır neredeyse her gün seviyeli bir birlikteliğe imza attık, atıyoruz. Önceleri Türk kahvesi içme huyum vardı, şimdiki kahvelerimle yaşadığım aşırılık gibi olmasa da. Ama sonraları, önünde Türk kelimesi geçen yiyecek ve içeceklerin belirgin bir şekilde tadı kaçtı. Türk çayı, Türk kahvesi, Türk lokumu,… sanki yaşanan bunca şeyden sonra geçici bir travma yaşıyor gibiyim. Tat – tuz kalmadı anladığınız. Tepki gibi gelebilir ama hakikaten tat alamamaya başladım. Bu halin kalıcı olmadığını düşünerek teselli oluyorum.

Şimdi bir serpinti daha attım, az daha sanki teskin etti tuhaf beni. Siyah kahveyi seviyorum. Baskılanmamış olan siyah kahve öteki yaygın ismiyle ‘’filtre kahve’’. Avustralya’da ‘’Long Black’’ denilen kahve çeşidine yakın. Mesela Viyana’da içecekseniz filtre kahveyi ‘’ Drip Kaffee’’,

Fulda’dan Bir Kahve

Cafe Central menüsündeki naif ismi Portion Kaffee, Almanya’da Schwarze Kaffee, İsveç’te ‘’Bryggkaffe‘’ dedikleri kahve. Filtre kahveye; baskılanmamış diyerek başlamıştım, açayım biraz daha.

Cafe Tölke’de oturuyorsanız eğer, Almanya’nın birkaç yüzyıl öncesinin geleneksel kıyafetleri olan ‘’ Dirndl ‘’ ‘i giymiş kibar garsonlarının estetik sunumu eşliğinde alırsınız bu kahvenizi. Bu kahve, şöyle özgürce kendi halinde demlenen, damla damla, sızarak, öğütme makinasının ‘’15’’ ölçüsünde çekilmiş kahve çekirdeklerinin arasından, 70-80 °C’lik suyla beraberce, dostça akan kahve, filtre kahve. Tadında bu beraberliğin verdiği hazzı alabiliyorsunuz. Kahve, fincanına damla damla akıyor, suhuletle… zorlama değil. Aşklarda, seviyor olmada, dostluklarda olmadığı gibi…zorlamaya gelmeyen kahve bu.

Dışarının atmosferiyle kendini eşitlemeye çalışan kahvemden bir yudum daha aldım. Sessizce içimden ‘’ cozz ‘’ diye bir ses geldi. Kahve soğuyor ama içimin hafakanları bir türlü dinmiyordu.

Kafe Tölke’de sunumu kahveden daha değerli bir konsept

Bu kahve çekirdeğinin insanla benzeşen halleri var. Kahvenin insanı kendine adeta meftun eden isim ‘’Kafeyin’’ (caffeine).  Kafeyin maddesi; 8 atom Karbon, 10 atom Hidrojen, 4 Nitrojen atom ve 2 atom da Oksijen’den oluşuyor. Bu bileşik organik yapıya sahip. İnsan bedeninin %97’i Karbon, Hidrojen, Nitrojen, Oksijen, Sülfür ve Fosfor elementlerinden oluşuyor. Aslımız mı çekiyor Kafeyini ne ! Bilim insanlarına göre en hayati 4 element; Karbon Hidrojen, Oksijen ve Nitrojen… manidar değil mi?

Bir kahve çekirdeği 130 mg, bunun 6 miligramı kafeyinden oluşuyor. Bütün sevginiz aslında bu 6 mg. Bir bardak kahve içebilmek için yaklaşık 15 gr kadar kahve çekirdeği gerekiyor. Kahve dalındayken büyüleyici haliyle, kıpkırmızı leziz bir meyvenin şeklini andırırken, insanın eline düşüp onun sindirim sisteminin halkasına dahil olunca kırmızıdan siyaha doğru bir azaplı ve sancılı yolculuğa çıkar.

Gariptir ki kahve çekirdeği yanarak karardıkça içindeki kafeyin miktarı da azalır. Ve sizin aslında cezbeden tarafı da kaybolmaya başlar. Sanatından, kendini izleyen zihinlere mükemmellikten, sertliğe ve sanatının evre evre kaybolma sürecine doğru bir düşüş yaşar. Hani kendini gizleyebilseydi insanlardan, başına belki de böyle şeyler gelmeyecekti.

Görünen alnımın hemen arkasındaki görünmeyen kirlerin üzerini acaba kafeyinle kapatabilir miyim diye birkaç yudum kalmış kahvemden bir ‘’fırt’’ daha çektim. İyi geldi aslına bakarsanız. Kirlerimi temizleyemedi belki ama şöyle birkaç saatlik bir ferahlama yaydı içime. Alın arkasını temizlemenin yolu bu olmayabilir elbet, birikenler yere dökülebilir mesela bir şekilde…  yere dökmenin, ve kilim altına süprümenin bir yolu olsa gerek.

Bremen – Corner Kafe

Son yudumu aldım!  Kahvem bitti, elimdeki kartondan bardak birden manasızlığa evrildi. Çöp oldu. Öncesinde keyif almıştım. Beraberliğimiz normalin biraz üstünde, 3-4 saat kadar sürdü. Son dakikalara doğru bir soğukluk girdi aramıza. İlla ortama ayak uyduracağım, kanuna uyacağım, baş kaldırmak neyime, düzene uyarım diye diye soğudu… Ben de, ‘’ben’’leşmesi için, son yudumu aldım inadına. Artık benden oldu. Bana ayak uydurur artık.

Az daha unutuyordum! Bu konuştuklarımız çok meşhur, kahve entellektüellerinin dilinde pelesenk ‘’Espresso’’ kahve değildi elbette. Özgürlüktü ya konumuz onun için baskıcı ‘’Espresso’’ dan bahsetmedim.

Espresso adı üstünde; kökü İtalyancadan ama İngilizce anlam karşılığı daha anlamlı ‘’ press out ‘’. Baskı altındaki kahve yani anlayacağınız. Acılık, tez canlılık ve duygusuzluk var bunda biraz… ayrı bir yazı konusu. Ama şunu bilmelisiniz, içitiğiniz %99 kahve çeşitlerinin içinde bir veya olmadı iki ‘’shot’’ espresso bulunur, yoksa kahveniz olmaz. Biz yine azınlık yüzde bir’de kalıyoruz.

Yazı kahvemle ilhamıma açıktı, kahve bitti… Dertler bitmedi.

29 June 2022 – SING.

 

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer