Stanley Kubrick: Sinemanın Satranç Ustası – Mehmet ŞİRİN

Dünyayı sarsan ekonomik krizin ortasında Bronxda dünyaya gelen küçük çocuğun dünya sinemasına böylesi bir katkı sağlayacağı akıllara gelir miydi bilinmez. Fakat Penisillin o yıl icat edilmiş ve Hitler tutuklu olduğu cezaevinden o yıl salıverilmişti. Orta ve Doğu Avrupalı bir Yahudi ailenin Avrupa’dan getirdiği bilgi birikimi ve yıllarca süregelen para yönetme becerisi ileriki yıllarda kendisine iyi bir yönetmen olmanın ipuçlarını verecek ve kendi karakterinde hayat buluyor olacaktı. Yapayalnız bir çocuk ona insan yönetme ve olayları farklı bir şekilde irdeleme yetisi kazandırıyordu. Babasının Doktor olması ve hastalıklardan korunmanın önemine dair anlattığı çok ayrıntılı bilgiler belki de kendisinde takıntılı bir yönetmenlik ve olayları çok irdeleyen ve ayrıntılara takılan bir kişilik kazandirivermisti.

Sinagogları düzenli olarak ziyaret eden Yahudi bir ailenin içinde büyüyen Stanley, 1940’larda yaşadığı yerde 260’a yakın sinagog olmasına rağmen bunların hiçbirini ziyaret etmemiştir. Annesinin disiplinli ve otoriter olması ve erken saatlerde uyumasını istemesi kendisinde çizgi karakterlere olan ilgisini geliştirdi. Bu onda hayal dünyasının şekillenmesine yol açıyordu. Tüm bunlara ek olarak, satranca karşı olan özel ilgisi sabır ve disiplinli olmaya karşı özel bir beceri de geliştirmişti. Tabii Çizgi karakter ve Satrançtan bahsettikten sonra fotoğraf sanatına karşı olan hassasiyetinden de bahsetmemek elde değil. 14 yaşından 17 yaşına kadar her gün fotoğraf sanatının inceliklerini irdeler ve böylece kendi zihinsel süzgecinden bir sinema filminin topografisini de şekillendirmiş olur Sinematografisinin şekillenmesinde örnek aldığı Sergei Eisenstein ve Vesevolod Pudovkin olsa da daha sonraları her iki Rus sinemacının sinemalarının karakterlerinin çok yavaş hareket eden su canlıları gibi olduklarını iddia etmiştir. Kendisinde ifade ettiği gibi yönetmenliğe giden ilk yol, bir tane çekip nasıl olduğunu anlamaktır. Satranca olan ilgisi ve büyük hayranlığı filmlerini yaratma sürecinde çok titiz ve mükemmelliyetçi olmasına sebebiyet verir adeta. Hamle sırası gelmiş satranç oyuncusu gibi çok eleştirel ve yapacağı her bir hamlenin karşı tarafta ya da izleyicide yaratacağı etkiyi gözönüne alarak defalarca irdeleme yetisi geliştirir kendinde.

Kırk Douglas, Stanley Kubrick’in bu özelliğini ‘Paths of Glory’ filminin çekiminde bir kere deneyimlemiş ve Stanley Kubrick’in bu inanılmaz detaylara odaklanmış zekasının ve her ayrıntıyı en ufak ayrıntısına kadar irdelemesi mükemmelliyetçiliğini ilerletmesinde ve bunu belirgin hale getirmesinde önemli bir faktör olduğunu belirtmiştir. Stanley Kubrick’ten bu kadar bahsettikten sonra ‘Eyes Wide Open’ filminden bahsetmeden de büyük yönetmene haksızlık ederiz. Bir çok kişiye göre sinematografik olarak en iyi filmi olmasa da, yarattığı tartışmalar ve sembolik ve ikonik göndermeleri ile dünya sinema tarihinde üzerine bu kadar konuşulan başka bir film olmamıştır sanırım. Kubrick, yaşam ile uyku arasındaki farkındalık seviyelerini adeta izleyiciyi test edercesine her bir karesinde çok farklı bir resim ve tasvir sanatıyla gözler önüne sermiştir. Hastahane sahnesinde adeta bir resim sergisinde gezinir gibi her bir tarafın resimlerle donatılmış olması ve buna benzer onlarca sahne ile kendinden çok konuşturtmuş ve gizli toplulukların kendi içerisinde yaratmış oldukları sembolik ve sıradışı yaşam tarzlarını film içerisinde kullanmış olduğu gizli ve farklı maskelerle filmi anlaşılamaz ve gizemli bir hale getirmiştir. Tüm bunlara ek olarak, filmin galasına 6 gün kala herhangi bir kalp rahatsızlığı olmamasına rağmen kalp krizi ile ölmesi filmin üzerindeki şüpheleri ve gizli göndermeleri su yüzüne çıkmaktan alıkoyamamıştır.

kapak resmi kaynak:

https://www.itsnicethat.com/features/stanley-kubrick-the-exhibition-the-design-museum-obsession-and-creativity-film-230419

 

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer