10 binden fazla çalışanı olan, Yeni Güney Galler’i (New South Wales) ama özellikle Sydney ve civarını bir baştan bir başa dairevi hatlarla kuşatmış bir tren ağından bahsediyorum, Sydney Trenleri. Aslında bir kitap kadar konusu olan bir ulaşım ve taşıma hattından bahsediyorum. Ümit edilir ki yazı serisinin sonunda da bana fazlasıyla hak vermiş olasınız.
Bu yazımda; Sydney Tren Müdürlüğünün hazırladığı, tren içlerine dair zerrece fikirlerinin olmadığı belli olan sadece gülen insan ve personel resimlerinin içine boca edildiği 2022 – 23 yıllık raporunda da istifade ettim. Hiçbir şekilde bu yüzlere ve bu yüzlerdeki ifadelere batı merkez hatlarda rastlamadım. Bu türlü raporlar, bak ne de güzel iş başardık, aslında biz özümüzde çok iyiyiz ah keşke yolcular da olmasa havasında hazırlanmış, komşulara da söyleyin bizi bir de alışverişte görsün solüsyonu katılmış mecburi yayınlar, raporlar.
İstatistik Tarafıyla Sydney Trenleri
Şehir içi ulaşım noktasında dünyanın en pahalı 10 ülkesinden biri Avustralya. Sıkıcı olacağı malum olsa da, kısa kısa tanımaya çalışalım bu Sydney şehir için tren hizmetlerini.
Ağustos 2024 tarihinde açılışı yapılan yeni hatla birlikte 16 hatta sahip bir ray ağı var (9 adet ana hattan oluşan). Kuş bakışı şehir ağı çok garip bir şekilde 80’li yıllarda çok meşhur ‘’ The Road Runner ‘’ isimli çizgi film kahramanına birebir benzemektedir. Sadece görüntü olarak, yoksa işlevlikleri yönüyle taban tabana zıt…
Günün yoğun saatleri saatlik 24 bin kişi taşıma kapasitesine sahip, 364 duraktan oluşan 1800 km’lik bir ray ağıyla örülmüş Sydney tren işletmesi; ilk seferini 1855 yılında gerçekleştirmiş. İlk elektrikli seferini 1926, okyanus üstü köprü üzerinden ilk geçişini 1932 ve Opera House yakınına ilk ulaşımını 1956 yılında yapmış. 13 binden fazla kamera, 4 binden fazla sinyalizasyon sistemiyle hatlar ve istasyonlar kontrol ediliyor. Bu zamana kadar defaatle yenilenme ve modernizeye tabi tutulmuş. Yıllık 259 milyon kişi taşınıyor, operasyon giderleri yıllık 4.7 milyar Avustralya doları. Yolcuların %53’ü trenleri iş-ev arası ulaşım için kullanıyor.
Türkiye modelinde olduğu gibi, kurum üzerine cebelleş olmuş ağır ve kalabalık bir bürokrasi yönetici kadrosu yok. ‘Executive’ sevyesinde 9 kişilik bir ana yönetici kadrosu var. Baktım ne aynı isimde ne de benzer soy ismine sahip kimse yok. En fazla duran kişi 5 yıldır bu pozisyonda ismi de Hayden. Diğer yöneticiler en fazla iki senedir orada. 8 departmandan oluşuyor. Nereye varacak bu yazı denmemesi için yıllık papağanvari müşteri memnuniyetini esas alan stratejik planları sizlerin ilgisine havale ediyorum. Ama ana stratejileri, müşterinin yüzüne tebessüm kondurma felan.
Tam bu yazıyı yazarken ertesi gün Sydney tren işletmelerine bağlı çalışanların hem de 4 günlük grev kararı aldığından dolayı, 4 günlük bomboş ve milyonlarca dolar zarar ve israf manasına gelen bir kaos olacağını haberini aldım. Kendi personeli memun olmayan işletme, halkını memnun etmek için planlar yapmalı tabi!
Geçen yıl siber atağa dahi maruz kalıp, bütün trenlerin durduğu ve milletin zerzefil olduğunu hatırlıyorum. Özenle resimlerini çekmiştim. Bunu da halkımız büyük özverisiyle savuşturmasını bilecektir. Türk halkına kıyasla, Avustralya halkı daha sabırlı ve içine daha çok şey atabilen bir insan tipine sahip. Homurdansa da, kendisine gösterilen yeni yöne kuzu kuzu gitmesini ustalıkla becerebiliyor. Ee nede olsa konforun büyük hatrı var!
Yıllık yapılan şikayetlerin ekserisi hem de ezici üstünlüğü trenlerin zamanlama hataları, veya işte gecikmeli perona varma. Sırasıyla güvenlik sorunları, personel davranışları, bilgilendirme yanlışlıkları, temizlik, ortamın kötülüğü, konforsuzluk gibi sorunlarla ilgili insanlar, neredeyse bir yılda 10 bin kere Sydney trenlerine şikayet yoluyla ulaşmaya çalışmış. Bu, dünyanın gözbebeği olarak da bilinen, modern Sydney şehri için düşündürücü bir tablo.
Ben dahi; belki bir yılda 30’dan fazla şikayet formu yolladım. Artık cevap bile vermiyorlar. Trenlere olan ilgimin sebebi var tabi ki. Çocukluk dönemlerinde, sadece ve sıklıkla tren ve tramvay kullanırdım. Babam araba almamayı tercih etmişti. Gençlik dönemlerime geldiğimde de, her ne kadar babam araba almış olsa da, artık vakit geçti çünkü evden üniversiteye göçmüştüm. Aşinayım tren, metro ve otobüs hallerine. Neredeyse üniversiteden mezun olana kadar araba/maraba sürmedim. Öyle olunca da, hayli hatırı sayılır hatıra da hafızamda birikmiş oldu. Hiç abartı olmadan söyleyebilirim, en verimli zamanlarımı, hem kişisel gelişim, hem çevreye hem insanlara karşı bilinçli farkındalığımın oluştuğu ve arttığı zamanlar toplu taşımayı kulandığım günlere rastlar.
Hey Gidi…!
Küçüklüğümde, pencere yanı oturmalarımda gündüzse yeryüzüne, geceyse gökyüzüne bakar, hep bakardım. Tren, otobüs farketmezdi. Aracın hızına bağlı olarak, adeta bir sinema perdesindeki gibi akardı silüetler. Hepsinde anlam yakalamaya çalışırdım. Otobüs seyahatlerinde dağlar arasında bir anda beliren ve ev içinden süzülen ışıkta kaybolurdum bazen, kim vardı ki acaba? Mutsuzlar mıydı ki! Korkuyorlar mıydı onlar da acaba! Yıldızlarda kaybolmak daha neşeliydi, uzun metrajlı bir sanat filmi tadında hiç kaybolmayan güzellik, takıl kal ona… serânat onu beklerdi hep. Gece yolculuklarında, aynı şimdiki gibi uyuyamazdım da herkes gibi, çukurlu yolların camları dövmesine aldırmadan, başımı dayar,,, kaybolurdum sevgilimin karanlıklarda beliren silüetinde.
Üniversite yıllarımda, kaldığım evden okula yolculuğum 1 saat 22 dakika sürerdi. Kırmızı renkli, içinden sıfır fleksibilite ve sıfır konfor oturma düzeninin olduğu, bir ciklet büyüklüğünde kalitesiz kağıtlardan üretilen biletlerin geçtiği sancaktar hattı ismindeki otobüste Sony Walkman’imin kulaklığını takar, dinlediğim şeylerden dolayı gözlerim bazen oturduğum yerde şıpır şıpır akardı. Yolculardan sıklıkla bu durumumu saklamaya çalışsam da, sıra ateşli vaazlara! denk geldiğinde yürek hoplatan, hassas sinelerin çığlıklarında ben de kendimi kayberderdim.
Uyumak, yasaklı dergiyi katlayarak okumak, ve yine gazeteyle özenle kaplanmış yasaklı kitapları okumak, önemli satır altlarını kalın kalın çizmek, sade ve kapsız haliyle renginin kırmızıya çalması sebebiyle hoşgörüsüz bir toplumda tezyif nosyonlu bakışları üstüne çekmemek için ilgisiz bambaşka şeylerle kaplı kitapların da okunması ve halden hale girilmesi de hep bu toplu taşıma zamanlarıma denk gelmişti.
Sydney’e dönelim! T harflerinden oluşan ana ulaşım hatlarına hizmet veren beş çeşit vagonlu tren var. Her birinin farklı yerlerde bakımları yapılıyor. Halen kullanılan ve en eski tren olarak bilinen 1981’de hizmet vermeye başlayan ‘K Set’ isminde bir trenimiz var. Halen ‘batı’ hatlarında sıklıkla görülebilen bu tren yine iki kattan oluşsada; içinde herhangi bir güvenlik kamerasının olmaması, anonsu yapanın ‘Auschwitz’ kamplarındaki duyuru sistemine benzeyen : ‘duydun duydun, duymadım, o zaman kendin çöz sorununu‘ anons sistemine sahip olması, vagonlar arası geçişlerde açık hava huzuru tattırması, elektrikle yürütülüyor olmasının dışında herhangi bir yerinde elektrik ve elektronik kullanılmaması şeklinde kendini belli eden bir ilk intiba haline sahip. Hatta bir keresinde herhalde ‘ Granville ‘ durağı olacak, şöyle heybetiyle karşımda durduğunda üstündeki elektrik aksamının küllisinin açıkta olduğunu görünce, hayretim bir kat daha artmıştı. Motoru, yarı otomatik kademeli direnç kontrolü prensibine göre çalışıyor.
Ayrıca Tangara T Set, Millennium M Set, Series 2 Waratah B Set, Waratah A Set denilen dört ayrı çeşit tren tipi var. Neredeyse hepsi birbirine benziyor, 2 katlı, ara katı var iniş ve binişi sağlayan. En modern ve elektronik konforlu olan 2018 – 21 yılları arasında hizmete sunulmuş A Set tipi trenler. Alt ve üst kattaki koltuklar 2’li ve 3’lü şekillerde sıralanıyor.
Trenlerin gidiş yönlerine göre, sırtını dayadığınız kısmı öne veya arkaya doğru ittirip koltuklarınızı istediğiniz istikamete göre çevirebiliyorsunuz. Anonslar da, hem sesli hem de görsel açıdan doyurucu. Hatta şaka yapan tren sürücüleri dahi oluyor… Anonslar aslında ayrı yazı konusu. Sydney’in nasıl bir çokkültürlü yapısına sahip olduğunu bu anonslardan anlayabilirsiniz. İtalyan aksanı; Hindistan, Çin, Nepal, Uzakdoğu aksanlarının bu vagon içi duyurularda hissedebilirsiniz. Türkçe aksan hiç duymadım… Türklere göre değil bu iş ondan olsa gerek!
Malum, yazı bin kelimeyi geçti… 2,3,4 diye gideriz artık.



1 comments On Sydney’in Trenleri Aksa Yukarı Aksa – 1 – hasan Safyürek
devami bekleniyor