Yol Arkadaşı Annem – Prof. Dr. Ali AYDIN

Kırsal kesimden büyük şehirlere göç eden kızlar, anne babalarının yaşadığı dünyadan tamamen farklı bir hayata adım atarlar. Yeni bir eğitim, yeni bir kariyer ve bambaşka bir sosyal çevreyle tanışan bu kızlar, yükseldikçe, anneleriyle aralarındaki mesafenin açıldığını hissederler. Bu mesafe sadece coğrafi değil, aynı zamanda yaşam deneyimleri, beklentiler ve değerler dünyasındadır. Ancak, anne ve kızın birlikte çıktığı bir seyahat, bu açılan mesafeyi kapatan, hatta ortadan kaldıran sihirli bir köprü olabilir. Bu yolculuklar, kızlara annelerini “memlekette sadece sıkı çalışmayı bilen kadın” kimliğinin ötesinde görme fırsatı sunar; annelerin kendi ilgi alanları, sevinçleri ve hatta küçük “zaafları” olduğunu keşfederler. Annesinin, üzerinde yazı olan turistik yerleri özellikle sevmesi gibi detaylar, kızlar için yepyeni bir “anne” figürüyle karşılaşmanın kapılarını aralar.

Bu makalede, Li Li’nin ve onun gibi benzer deneyimler yaşayan diğer köy kızlarının, anneleriyle çıktıkları seyahatler aracılığıyla kurdukları bu derin bağları ve bu yolculukların her iki nesil için de taşıdığı anlamları inceleyeceğiz. Onların hikayeleri, modernleşmenin getirdiği kopuşlara rağmen, aile bağlarının nasıl yeniden güçlendirilebileceğine dair değerli içgörüler sunuyor.

Wang Yue’nin annesiyle çıktığı ilk seyahat, sıradan bir tatilden çok daha fazlasıydı. 53 yaşındaki, kısa saçlı, ilkokul mezunu, hayatını tarlalarda geçirmiş bu kadın için seyahat, kelimenin tam anlamıyla bilinmeyene bir adımdı. Bir ömür boyu çalışmaktan başka bir şey bilmeyen, fiziksel emeğin damgasını vurduğu bir hayattan sonra, Wuxi ve Şanghay’a yapılan bu yolculuk, annesinin kendisi için bir “ilk”ler serisiydi: İlk kez hızlı trene binmek, ilk kez otelde kalmak, ilk kez bir şehir parkında yabancılarla dans etmek. Annesinin bu yeni deneyimler karşısındaki saf sevinci, tıpkı Wang Yue’nin üniversiteye giderken yaşadığı şaşkınlık gibiydi.

Wang Yue’nin gözünden annesi, bu seyahatte bambaşka bir insana dönüştü. Köyde “sadece sıkı çalışmayı bilen” kadın, şehirde sosyal becerileri yüksek, neşeli ve yeni deneyimlere açık bir figür olarak ortaya çıktı. Annesinin “saksağan yuvası topuzu” gibi detaylar, onun bu yolculuğa nasıl bir hevesle hazırlandığını gösteriyordu. En önemlisi, annesinin yerel halkla kolayca iletişim kurabilmesi ve hatta onlarla WeChat alışverişi yapabilmesi, Wang Yue’ye annesinin içsel zenginliğini ve “akademik başarısından daha az olmayan” bir zekaya sahip olduğunu fark ettirdi. Bu, eğitimle gelen statünün, insan ilişkileri ve hayat bilgisi karşısında her zaman üstün olmadığını gösteren önemli bir dersti.

Yaoyao’nun annesinin Pekin seyahati de benzer bir dönüşümü simgeliyordu. Köyde kalmış annelerin, birçoğunun imrenerek baktığı büyük şehre gitme arzusu, sadece kişisel bir merak değil, aynı zamanda sosyal bir gösteriş ve aidiyet arayışıyla da ilgiliydi. Ünlü yerleri, geleneksel kültürü zengin bölgeleri seçmeleri, köydeki sohbetlerde referans gösterebilecekleri bir “malzeme” arayışıyla da açıklanabilirdi. Yaoyao’nun annesinin Tiananmen’de gece ışıklarını izlerken ya da Yasak Şehir’de “Zhen Huan Efsanesi”ne göndermeler yaparken sergilediği coşku, onun hayata ve kültüre olan derin ilgisini ortaya koyuyordu. İlk kez makyaj yapması, Çin prensesleri gibi giyinmesi ve hatta babasının “hayalet gibi olmuşsun” eleştirisini hiç umursamaması, annelerin aslında ne kadar özgüvenli ve kendi kararlarının arkasında durabilen bireyler olabildiklerini gösteriyordu. Annesinin “yazılı” tabelalara olan düşkünlüğü ise, büyük şehre gelmenin ve bu deneyimi somut bir şekilde “kayıt altına almanın” önemini vurguluyordu. Bu seyahatler, anneler için sadece bir gezinti değil, aynı zamanda kendilerini yeniden keşfetme ve yıllar süren emeğin ardından kendi benliklerine odaklanma fırsatıydı.

Engeller ve Fedakarlıklar: Anneler İçin Seyahatin Zorluğu

Kırsal kesimdeki anneler için seyahat, sadece maddi bir mesele değil, aynı zamanda derin sosyal, kültürel ve kişisel engellerle doluydu. Li Dami’nin annesinin hikayesi, bu zorlukları çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Hayatı boyunca eşinin ve çocuklarının geçimini sağlamak için çalışmış, babasının sakat kalmasıyla tüm yükü sırtlanmış bir kadın için, “denize gitmek” gibi basit bir arzu bile, köyün yazılı olmayan kuralları ve ailenin beklentileriyle çatışıyordu. “Kadınların rastgele yerlere gitmemesi gerektiği” inancı ve büyükannenin olası eleştirileri, annenin içsel bir çatışma yaşamasına neden olmuştu. Babasının “geri dön!” çağrısı ve Li Dami’nin bu duruma gösterdiği tepki, köylü annelerin derin sorumluluk duygusunu ve kendileri için yaşamanın ne kadar zor olduğunu gösteriyordu. Onların hayatı, çoğu zaman kendini feda etme üzerine kuruluydu.

Wang Yue’nin annesinin geçirdiği trafik kazası ve… , seyahatin fiziksel ve psikolojik engellerini gözler önüne seriyordu. Başında hala altı vida taşıyan bir kadının seyahat etme korkusu anlaşılırdı. Ancak Wang Yue’nin doktor teşhisinden sonra annesine “en sevdiğin Wuxi operasını izlemeye gidelim” diyerek yaptığı teklif, annelerin kişisel ilgi alanlarına odaklanmanın ve onları fiziksel engellerin ötesine taşımanın önemini vurguluyordu. Benzer şekilde, Lin An’ın annesinin bacaklarının ağrıması ve “yürüyemem” demesi, birçok yaşlı insanın karşılaştığı yaygın bir sorundu. Ancak Lin An’ın “oturabildiğimiz kadar otururuz, otelde dinleniriz, sadece benimle dışarı çıkmış olursun” sözü, kızların annelerinin konforunu ve isteklerini ne kadar önemsediğini gösteriyordu.

Paranın en önemsiz engel olması, kırsal annelerin fedakarlık ruhunu ve tutumluluklarını da ortaya koyuyor. Kızları tarafından finanse edilen bu seyahatlerde bile, anneler “bu ne kadar?” diye sormaktan çekinmiyor, Lin An’ın annesinin drone gösterisi için para ödeme endişesi, onların yoksulluktan gelen biriktirme alışkanlığının ve paraya verilen değerin bir yansımasıydı. Onlar için harcamak, “küçük bir kurtuluş” olarak görülüyordu; çünkü bu, mutluluğun bir bedeli olabileceği ve bu bedelin meşru olduğu fikrini yeni yeni öğreniyorlardı. Bu, yaşamları boyunca hep başkaları için harcamaya alışmış anneler için büyük bir adımdı.

Bu seyahatlerde kızların rolü, sadece finansal bir destekçi olmanın ötesindeydi. Onlar, annelerinin psikolojik rehberleri, kültür elçileri ve en önemlisi, onların “güvenli limanları” oldular. Lin An’ın annesinin havalimanındaki panik anı, Lin An’a kendi köyden büyük şehre ilk geldiği zamanları hatırlatmıştı; bu anımsama, kuşaklararası anlayışın ve empatinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu. Kızlar, annelerinin “acemiliğini” ve korkularını anlıyor, onları sabırla yönlendiriyordu.

Seyahatler, annelerin “ben” demeyi öğrenmesine de yardımcı oldu. Wang Yue’nin annesinin Taihu Gölü kenarında TikTok videosu çekme isteği ve Wang Yue’den “yapay telefon standı” olmasını istemesi, onun pasif alıcılıktan aktif katılımcılığa geçişini simgeliyordu. Bu, annenin kendi isteklerini dile getirme ve hatta “hayır” diyebilme yeteneğini geliştirmesi anlamına geliyordu. Lin An’ın annesinin 10 yuanlık ekmeği martıları beslemek için tereddütsüz alması, paranın sadece ihtiyaçlar için değil, aynı zamanda küçük bir keyif için de harcanabileceğini keşfetmesi anlamına geliyordu. Bu, anneler için “küçük bir özgürleşme” anıydı.

Bu yolculuklar, annelerin yeni beceriler edinmesine ve hayata karşı daha somut arzular geliştirmesine de yardımcı oldu. Wang Yue’nin annesinin dönüş yolunda bavulunu kendisinin taşımak istemesi, hızlı tren gişelerini bulmaya çalışması ve Lin An’ın sorularına doğru cevaplar vermesi, onun bağımsızlık kazanma arzusunu gösteriyordu. Bu durum, annenin “ikinci kez seyahat etme” fikrini benimsemesine ve hayata daha olumlu bakmasına yol açtı. Yaoyao’nun annesinin seyahat dönüşü babasının ev işlerini tek başına hallettiğini görmesi, geleneksel cinsiyet rollerinin sorgulanmasına ve erkeklerin de ev işleri yapabileceği gerçeğinin kabul edilmesine zemin hazırladı.

Yeniden kurulan bağlar kırsal kesimden gelen kızların anneleriyle ilişkisi, karmaşık katmanlara sahipti. Büyürken annelerinin kaderinden izler taşımış, bazen onlardan zarar görmüş, bazen de onların koruması altında büyümüşlerdi. Kızlar, annelerinin çektiği zorlukları ve fedakarlıkları bizzat deneyimlemişler, bu da onlarda annelerine karşı derin bir anlayış ve takdir duygusu geliştirmişti. Wang Yue’nin annesinin Şanghay’da sebze satarak kazandığı paranın Wang Yue’nin üniversite harcına dönüşmesi, annelerin fedakarlığının kızlarının geleceğine nasıl bir köprü kurduğunu açıkça gösteriyordu.

Bu seyahatler, kızların bazen annelerine, annelerin ise bazen kızlarına dönüştüğü benzersiz bir dinamik yaratıyordu. Li Dami’nin annesinin sürekli “bu ne, şu ne?” diye sorması, tıpkı küçük bir çocuğun dünyayı keşfetmesi gibiydi. Kızlar, annelerinin yeni kıyafetler alarak, profesyonel fotoğrafçılarla poz vermesini sağlayarak, onlara küçük birer çocuk gibi davrandılar. Bu, bir yandan annelerinin yıllardır sahip olamadığı kayıtsız şartsız sevinci ve ilgiyi onlara sunmak anlamına gelirken, diğer yandan kızların da “küçük birer ebeveyn” rolüne bürünmelerine neden oluyordu. Ancak bu durum, karşılıklı bir anlayış ve sevgiyle aşıldı. Li Dami’nin annesinin başlangıçtaki kameraya karşı duyduğu çekingenlik ve sonradan rahatlayıp “V” işareti yapması, bu dönüşümün en güzel göstergesiydi.

Evden uzakta, yabancı sokaklarda, annelerin kızlarına tamamen bağımlı olması ve her şeyi onlara bırakması, tersine bir ebeveynlik rolü yaratıyordu. Ancak bu, annelerin kızlarına duyduğu güvenin de bir göstergesiydi. Ve sonra, annenin birdenbire “anne” rolüne geri dönmesi, Li Dami’nin çoraplarını yıkaması, kahvaltısını hazırlaması ve saçlarını taraması gibi anlar, ilişkinin çok yönlülüğünü ve derinliğini ortaya koyuyordu. Wang Yue’nin annesinin saçlarını tararken hissettiği “ne zamandır böyle bakıldığımı hissetmemiştim” duygusu, kızların da aslında annelerinden bakım ve şefkat beklediğini gösteriyordu.

Sonuç olarak, kırsal kesimden gelen kızların anneleriyle çıktığı bu seyahatler, sadece turistik geziler olmaktan çok öteydi. Onlar, kuşaklararası farklılıkların ve kentleşmenin getirdiği kopuşların aşıldığı, karşılıklı anlayışın, sevginin ve yeniden kurulan bağların bir simgesiydi. Bu yolculuklar, kızların annelerini farklı bir gözle görmesini, annelerin ise kendilerini yeniden keşfetmesini sağladı. Eve döndükten sonra bile devam eden bu “yeniden bağlanma”, ailenin dinamiklerini değiştirerek daha derin ve anlamlı bir ilişkiye yol açtı. Li Dami’nin “Annem sanki yeniden hayatıma girmiş gibi hissettim” sözü, bu yolculukların bıraktığı kalıcı etkiyi en güzel şekilde özetliyor.

 

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer